Zorlu düşmana, yaratıcı çözüm

Zorlu düşmana, yaratıcı çözüm

Çanakkale Savaşları sırasında en önemli sorunlardan biri de yaygın olarak görülen bitlenmeydi. “Bit ve benzeri haşerelerin büyük bir salgın hastalığa neden olmasından korkuluyordu. Hem Türk hem de İtilaf Cephesinde askerlerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri yeterli biçimde yıkanamamaktı. Askerler aylarca yıkanmıyordu ve çamaşırlarını değiştirme imkanları yoktu. Bit her yerdeydi. Karşınızdaki düşman kadar “bit” de zorlu bir düşmandı…

Bit, özellikle yoğun sıcaklarda o denli rahatsızlık veriyordu ki; bit nedeniyle doğru dürüst uyuyamadan ve dinlenemeden askerler savaşmak zorunda kalıyorlardı. Askerlerin pek çoğu, savaşın durgun anlarında, sıkıntılarını atmak için bit yarışı yapıyor ya da elbiselerini çıkararak, saatlerce bit kırıyorlardı. (Prof. Kemal Arı)

Kimi askerler anılarında bit kırmaktan ellerinin kıpkırmızı olduğunu, kimileriyse bit ayıklamaktan bıktıklarını ve bitlerin üniformaların üzerinde adeta “resmî geçit” yaptığını yazmaktadır.

Bitlenmenin önüne geçilmeliydi çünkü Tifüs salgınına yol açabilirdi. (Tifüs: bitler aracılığıyla bulaşan, yüksek ateş ve vücutta lekelerle kendini gösteren, ortalama on beş gün süren, çok tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık.) Çok geçmeden Tifüs vakaları görülmeye başlanmıştı.

[Tifüs aşısını dünyada ilk kez bulan ve 1913-1914 yıllarında geliştiren Dr. Reşat Rıza (Kor), 1915 yılında üretip uygulayan ise (Verem Savaş Derneği kurucusu ve koruyucu sağlık hizmetlerinin gelişiminde büyük emeği olan) Dr.Tevfik Sağlam’dır.]

“…Tifüs hastalığının ortaya çıkması üzerine cepheye en yakın tren istasyonu ile Gelibolu arasındaki menzil yolu kavşak noktasında bulunan Keşan’da, üç seyyar etüv ile bir adet menzil temizleme istasyonu açılmış ve buralarda hastalar tedavi altına alınmışlardır. 15’inci Kolordu Başhekimi Binbaşı Dr. İhsan Ali Bey Malta Humması’na tutulduğu, 5’inci Ordu mıntıkasında üç askerde ise lekeli tifo görüldüğü ve dönem içerisinde tifüs hastalığına yakalanan 149 askerden 36’sının hayatını kaybettiği belgelerden anlaşılmaktadır.” (Doç. Necdet Aysal)

Bölükler halinde etüv sırasına giriliyor ve üniformalar ısıl işlem yardımıyla bitten arındırılıyordu. Daha sonra seyyar etüvler de yapılmış ve hizmete verilmişti.

Sadece Çanakkale Cephesi’nde değil diğer cephelerde de Tifüs salgını için mücadele ediliyordu. Etüvle önü alınamayacak duruma gelindiğinde yaratıcı zeka devreye girdi: Alelade ekmek fırınlarında kuru hava ile dezenfeksiyon. Bu işlemi her yerde uygulamak mümkündü. Etüv olmasa da…

Abdülkadir Lütfi (Noyan) tarafından geliştirilen tekniğe göre:  •) Fırında ateş yakılıyor, ısı derecesini ölçmek için (termometre olmadığından) içine beyaz bir kağıt konuyor, kağıt tam kavrulmaz, sararırsa uygun ısıda olduğu anlaşılıyor •) İçindeki ateş çekiliyor •) Zemine yaş bir çuval serildikten sonra üzerine su püskürtülmüş elbiseler konuyor ve kapısı kapatılıyor. 10-15 dakikada bitler ölüyor. (Dr. Mustafa Karatepe)

Tifüs ile savaş, bulaşıcı hastalıklarla yapılan mücadelenin sadece bir kısmıydı. Hekimlerimiz, hemşirelerimiz ve diğer sağlık görevlilerimiz olağanüstü bir çaba göstererek, bulaşıcı hastalıkları önlemeyi başardılar. Ruhları Şad olsun.

Yazının son cümleleri Atatürk’ten:

“Gözlerimizi kapayıp, yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş, uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur.” (1922)

(Bu yazı ilk kez Gündem Memleket Gazetesi’nde yayımlanmıştır.)