Şebeke – XI

Tam bir sene oldu. Bu çıkmazda mahsur kaldım. Burada birazcık kendime geldiğim anların neredeyse tamamı doktorla kütüphane temizliği yaptığımız anlar. İlk temizlik yaptığımız gün “bunu sürekli yapar mısın?” diye sordu bana. Seve seve yapacağımı söyledim. Aslına bakarsanız neden benle çalışmak istediğini önce anlamadım. Belki de benden hoşlanmıştır diye düşündüm. Meğerse sebebi başkaymış. Suçluları suç aletleriyle aynı ortama sokmamaya çalışıyorlarmış. Daha önce bir kaç kez kitap çalma vakası olmuş. Bana ise güvendiğini söyledi. Neden diye sorduğumda hikayeme inandığını söyledi. Tabi bu hiçbir şey değiştirmiyor. Hikayenize inanan bir doktor dışarı çıkmanız için gerekçe değildir.

Doktorla bol bol sohbet etmeye başladık daha sonra. Kütüphane temizliği yapacağımız günler Şebeke ile fabrika işlerine gitmiyordum. Doktor işi olmadığı sürece bana eşlik ediyordu. Kafa bir kadındı. Onunla muhabbet etmek hoşuma gidiyordu doğrusu. Yinede akşam hücreme dönmek zorundaydım. Mahkum olduğumu yüzüme vuran her detay beni öfkenlendiriyordu. Buradan çıkma konusunda kendime yeminler etmediğim neredeyse bir gece bile yok. Bu yüzden olsa gerek; doktoru acilen revire bekleyen telefonun geldiği gün ona ihanet ettim!

-Alo, hemen geliyorum!

Yüzü endişeli gözüküyordu. “Ne oldu” dedim. “Sen devam et” deyip hızla gitti. Tek başıma kalmıştım. Görevli benim tek kaldığımı bilmediği için ortalarda yoktu. Aracının sesini duyabiliyordum. Hızlıca aşağıya indim. En alt kata dizdiğim 10 kadar kitabı küçük bir kutuya koydum. Bir sigara yakıp, ses dinlemeye başladım. Bir süre sonra araç durdu. Koliyi kucakladım. Raf aralarındaki koridorları dikkatle kontrol ederek bir kaç raf ilerleyebildim. Yavaşça eğilip araca doğru baktım. Oradaydı. Telefonla konuşuyordu. Bir süre sonra telefonu kapattı. Yürümeye başladı. Gözden kaybolduktan sonra bir süre bekledim. Sonra hafif eğilk pozisyonda araca doğru ilerledim. Eğik bir şekilde ilerlediğim sürece rafların ışığı yanmayacaktı. Bunu biliyordum çünkü 9. Ekibin yani Şebeke’nin parçasıydım.

Şebeke fabrikanın elektrik ile ilgili işlerinden sorumluydu. Fabrikadaki enerjinin işleyiş şekli, bilgisayar sistemleri ne varsa bizim elimizden geçiyordu. Tabi bütün yaptıklarımızı rapor etmek koşuluyla! Sorun şu ki raporlarımızı inceleyen askerlerin konu ile ilgili hiç bir bilgisi yoktu. Anlamadıkları yazılara bakıp onay veriyorlardı. Bazı zamanlar anlamadıkları kısımlar ile ilgili rapor yazanı çağırıp daha net anlatmasını istiyorlardı. Sensör meselesinde de buna benzer bir şey oldu. Sensörleri değiştirmek için ay sonunun gelmesini bekledik. Ay sonu bizden istenen bir kaç önemli iş vardı. Çok iş, çok rapor demektir. Çok fazla rapor arasına sensörleri sıkıştırırsanız, sıkılan askerler bunu gözden kaçırabilir. Kartal ile beraber raporları götürüp görevliye verdik. Geri dönmemizin üstünden 15-20 dakika geçmeden çağırıldık. Kartal tüm ciddiyeti ile konuşmaya başladı. Anlamadıkları teknik meseleyi o kadar alakasız teknik kelimelerle açıkladı ki gülmemek için kendimi zor tuttum.

Başarmıştık bana düşen uygun zamanda eğilerek rafların arasından geçmekti. Öylede yaptım. Araca yaklaşmıştım. Arkada bulunan bölmeyi açtım. Bir sürü alet edevat vardı. Dikkatlice çıkardım. Kitapları alt tarafa dizip geri yerlerine koydum. Kapağı tam kapatırken alet çantasından bir İngiliz anahtarı yere düştü. İnanır mısınız, sırtımda çantayla polislere giderken bile bu kadar tedirgin hissetmemiştim. Hemen bagajı kapattım. Aracın arka koltuğuna eğildim.

 -Hey hey! Ellerini kaldır.

-Hey hey hey! Sakin ol! Beni vurmanı istemiyorum.

Ellerimi kaldırıp yavaşça arkama döndüm. “Sigaram bitti. Cebimde fazla olduğuna eminim. Araca düşmüş olabilir diye geldim.”

-Ses duydum.

-Bilmiyorum başka bir yerden gelmiştir!

-Dizlerinin üstüne çök!

Dediğini yaptım. “Bak bu işten olmak istemiyorum! Lütfen aramızda kalsın” bu sırada bir elimi problem çıkarmayacağım der gibi ona doğru uzatırken diğerini yavaşça cebime soktum. 1 adet sigara çıkardım önce. Sonra zippo çakmak çıkardım.”

-Bunun yasak olduğunu bilmiyor musun?

-Biliyorum ama, kibritten bıktım. Birazcık lüks yaşamak hepimizin hakkı!

-Tamam ayağa kalk. Bir daha yerini terk etmeden önce bana seslen. Duymadığımı düşünürsen bekle. Kıpırdamak yok!! Şimdi o lüksüne el koyuyorum. İşine dön!

Sigaramı ağzıma attım. Anlaştık. Teşekkür ederim. Sigaramı yakabilir miyim?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.