Şebeke – IX

-Günaydın. Nasıl hissediyorsun?

-Daha iyiyim. Rüyamda yine onu gördüm.

-Kimi?

-Kurt. Hücremde görüp bayıldığımı.

-Hahahaha.

 Alaycı bir kahkaha attı. Hoşuma gitti kahkahası. Gülerek karşılık verdim. Bir kaç cümle geveledim ağzımda. O sırada elindeki kağıtlara bakıyordu. “Tamam çıkışını veriyorum” Bir gün daha kalsam ne olur sanki burada. Fabrikaya dönmek istemiyorum! En azından bir mahkuma yaraşır şekilde akşama kadar hücrede pinekleme hakkım olmalı. Düşüncelerimi belli etmiş olsam gerek gülümsedi tekrar.

-Sanırım biraz daha dinlenmek istiyorsun?

-Evet evet kesinlikle çok harika olur!!!!

-Sorun şu ki, iyi olduğunu biliyorum. En azından çalışabilecek gücün var. Orada çalışmasan bile burada sana verdiğim bazı işleri yapmak zorundasın. Burada işler böyledir.

-Kabul!

 Kalkıp giyindim. “Ne yapmamı istiyorsun?” Birazcık baktı bana. Sanki hangi işe uygun olacağımı düşünüyordu. “Gel benimle.”

 Güzel doktorum önde ben arkada koridordan yürümeye başladık. Buraya girdiğimden beri ilk defa tulumların içinde olmayan bir kadın görmüştüm. Onun peşinden yürüyordum. Kapılar birer birer açılıyordu. Tekrar fark ettim. Burası ile ilgili anlamakta zorlandığım bir çok şey vardı. Normal hapishanelerdeki gibi kadın-erkek blokları ayrı değildi. Koğuşları ayrıydı ayrı olmasına ama çalışma alanlarında kadınlar erkeklerle aynı ortamda bulunuyorlardı.

Mahkum olmama rağmen doktor arkasına hiç bakmadan güvenle önümde yürüyordu. Normal hapishanelerde böyle birşeyin olabileceğini hiç sanmıyorum. Arkasında bir katil veya tecavüzcü yürürken kimse bu kadar rahat adımlar atamaz.

Aslına bakarsanız buradaki suçluların canavar olmadığının herkes farkındaydı. Fabrikada yapmamızın istendiği işlerin büyük çoğunluğu fiziksel gücün yanında bilgi birikimi gerektiren işlerdi. Yüz kızartıcı suçlar işleyen bir mahkumdan farklıydık, hapishanedeki askerler, doktorlar, yemekhane görevlileri herkes bunun farkındaydı ve bu farkın gerektirdiği gibi davranıyorlardı.

Yine de anlayamıyordum. Diğer suçlular cezaları bittiğinde dışarı çıkabiliyorken bizim neden böyle bir lüksümüz yoktu?

Ben düşüncelerle boğuşurken ışıklandırması az bir koridora girmiştik. Koridorun sonunda 2 tane güvenlik görevlisi bulunuyordu. Yaklaştık. Doktor arkasına döndü “Teşekkürler. Gidebilirsin” Şaşırmıştım. tam ağzımı açmaya hazırlanmışken “İyi çalışmalar” dedi arkamdan bir ses. Revirdeki görevlilerden birisiydi bu. Demek ki arkamızdan geliyormuş. Hiç fark etmemiştim. Bir katilden çok da farklı olmadığımızı anladım tekrar. Mahkum edilse bile farklı olduğuna inanmak istiyordu insan. Önümüzdeki kapı açıldı. Kapıdaki görevlilerden biri önden girdi takip etmeye başladık. İçeri girdiğinde büyükçe bir elektrik anahtarını yukarı kaldırdı. Işıklar bir kaç kez tekleyip açıldı.

Kocaman bir kütüphaneydi burası. Tavan o kadar yüksekti ki, karanlığın etkisiyle adeta görünmüyordu. Sonsuzluğa uzanan raflar, milyonlarca kitap… Şaşkın şaşkın bir kaç adım attım. Doktorun gülüşünü duyabiliyordum. “Vay anasını” dedim sesli bir şekilde. Bu sırada yanımızdaki görevli bir kaldıraçla yanımıza geldi, golf arabası büyüklüğünde bir araçtı bu. Doktorla beraber açılabilen mekanizmanın ucundaki bölmeye geçtik. “Z1740” dedi doktor. “Sıkı tutunun” dedi görevli.

 

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.