Film gibi…

Bazen hayat bir film gibidir, bazen de bir film hayat gibi… Yani bu hikaye gerçek olabilir mi? Olabilir de olmayabilir de…

Olaylar bir rehberin başından geçmiştir. Geçmemiş de olabilir.

Aslında bir rehber bile olmayabilir…

Yakın yörelerden bir yerden, ‘Çanakkale Şehitliklerini’ ziyarete gelirler. Belediye organize etmiştir. Birden fazla araç vardır. Rehberin bindiği araç Mercedes marka, 0302 model belediye otobüsüdür. Yani neresinden bakılırsa bakılsın 37-38 yaşındadır. Günümüzde bir insan için oldukça genç ama bir otobüs için bir hayli zor bir yaş… Otobüs alıp köfte dükkanı yapmak isteyen girişimcilerin bile 0303 veya daha yeni model otobüsleri tercih ettiği söylenmektedir. Ki, konumuzla ilgisi olmamasına rağmen bilgi olarak senarist tarafından eklenmiştir.

Rehber, otobüsün (ki, bundan sonra 302 diye söz etmek isterim), Eceabat feribotundan inerken arkasını vurduğunu ve karterinin (yağ kutusu) zarar gördüğünü çok sonra öğrenecektir. Rehber, 302’nin gürültüsünden söylediklerinin anlaşılmadığını düşünür. Şoföre motoru kapat der.

Şoför (ilerleyen zaman diliminde, rehberde ilk görüş itibariyle akrabalık duyguları uyandırdığı ortaya çıkacaktır) gıkını çıkarmadan söylenene uyar. Aslında şoför ve rehberin adı bile aynıdır. Rehber, ikimizin arasına girin de dilek tutun der ama kimse duymadığından dilek de tutulmaz…

302, Kilitbahir Kalesi önünde stop etmişken, kan kaybeden bir yaralı gibi yağ akıtmaya başlamıştır. Simsiyah. Rehber anlatır da anlatır… Sözü bitince gidelim kaptan diyecektir. Şoför/Kaptan, Abi bi daha duracak mıyız diye sorar.

Elbette der rehber, duracağımız yerler olacak. Abi durmayalım der Kaptan. Rehber espri yapar, ‘Durmak yok, yola devam diyorsun’ yani… Sonra rehber, dur yahu bu rakip takımın sloganı değil miydi yahu! Der… Gülüşürler… Kaptan, depomuz mazot dolu ama yağ akıtıyoruz işte demiştir.

Durum netleşmiştir. Aynen ‘Speed/Hız Tuzağı’ filmindeki gibi durmayacaklardır tur sırasında…  Durdukları an motor yağının tamamen akma ihtimali vardır. Rehber ya bütün yağımız akar gider de motoru yakarsak ne olur diye düşünmüş ve kaptanla paylaşmıştır. Kaptan/Şoför önlem aldığını anlatır. Merak etmesindir kimseler. Diğer araçtan Hasan alınacaktır.

Hasan kimdir? Muavindir. 150 kilo falandır ve dünya tatlısı bir adamdır. Hasan bir yana, dünya bir yanadır. 302’nin en arka koltuğundan iki kişilik yer boşaltılır ve Hasan oraya yerleşir. Görevi, 302 bir yerde durduğunda motor stop etsin etmesin, otobüsün altına girip, kocaman bir leğeni yağ akıntısının olduğu yere ittirmektir. Bu arada, kaptan/şoför ile rehber adaştır. Bu durum aralarında bir sempati doğmasına yol açacaktır. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen kaptan, tur sorumlusu ve rehber çok iyi anlaşmaktadır.

302’deki ziyaretçilerin (hepsi eli öpülesi hanımefendilerdir) keyfi yerindedir. Çünkü araçtaki sıkıntılar kendilerine hissettirilmemiştir. Her zaman yaptıkları gibi rehbere nereli olduğunu sorar hanımlar. İzmirli’yim der rehber. Eh olsun! diye cevap verir öndeki teyze. (Bizim Yazı İşleri Müdürü’nün kulakları çınlamıştır)

Alçıtepe Köyü durağında takviye yağ da gelir. Kaptan sorar bu yağ nereden geldi. CHP Eceabat İlçe Başkanı bizzat getirmiştir, Belediye Meclis üyesi ve M. emekli abiyle birlikte… Senaryomuza renk getirdiklerini söyleyebilirim. Bizim buralarda‘patlak’ derler 5 litrelik plastik su şişelerine koymuşlardır motor yağını. Çok mu belli oldu filmdeki hikaye, veya hikayedeki film.

Kimse sonsuza kadar sır tutamaz biliyorsunuz…

Sonra.

302’nin son sınavı kalmıştı. Düztepe-Conkbayırı hattında biri uzun, diğeri kısa iki yokuş. Rehber şoförü uyardı, şoför 302’nin peşindeki otobüsleri atlattı, yokuşlarda bütün hanımefendiler en kuvvetli dualarını etti.

Hep birlikte kazandık işte bu savaşı. Çıktık açık alınla işte her iki yokuştan. Ancak 302’nin halini görseniz… Cem Yılmaz’ın skecinde yalvaran araç gibiydik:  “N’olur s…mayın artık!”

302’nin hikayesi gerçek mi? Bilemiyorum.

Adaşıma ‘İskoç’ diyorlarmış. Demiyor da olabilirler.

Bilemiyorum işte.

Bazen hayat bir film gibidir…



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.