Muhabbetler tuvaletlere dönmüş!

Zamanın içerisinden delirerek geçtiğini fark edemiyor insan… Zamanın üstünden geçip gittiğini anlamıyor. Sayfalarca kitap okumak, dünyayı gezmek, başka insanların sofralarına oturmak, birine sarılmak, alakasız bir günde hiç tanımadığımız birine gülümsemek falan… Çok ucuzlaştı bunlar.

Yoksulluk ille de ekonomiktir. Bir insanın ruhu kaç gram ağırlığındadır? Siz hiç ağır ruhlu birine sarıldınız mı? Yüzyıllar, savaşlar, afetler ve devrimler geçti… Şimdi sağımız da solumuz da boş kaldı. En son ne zaman birisini sadece nasılsın demek için aradınız? Bir üstat der ki; “ Bazı muhabbetler def-i hacet gibidir. Nasıl ki insan ihtiyacı olana kadar tuvalet aramaz. Kimileri içinde muhabbet bu demektir.”

Tuvaletlere çevrildi muhabbetlerimiz… Tam da burada başladı sorunlar. Ekonomik, siyasal ve sosyal sorunların tamamı ama tamamı işte bu muhabbet yoksulluğundan başladı. Ekonomik zirveler, “Nerden ne kadar kar edeceğiz?” sorusu yerine, “Biz ne zaman muhabbet etmeyi kestik?” sorusuna cevap arasa belki de her şey çözülürdü. Çok romantik bir yaklaşım olduğunun farkındayım ama bize bu kadar romantik gelmesinin sebebi yabancılaştığımızın da bir göstergesi.

Gönüllerimiz mülklerini kaybettiğinde hiç ses çıkarmadık. Arkamıza dönüp kimin düştüğüne bakmadık. Arkamızda kalanın arkasına geçip bir de oradan konuştuk. Ama birbirimizle konuşmadık. Konuşmadıkça önce aileler sonra arkadaşlıklar sonra da daha üst kurumlar bozuldu. Çok basit ve dayanaksız sosyolojik bir tespit olduğunun da farkındayım ama durum aynen böyle.

Yine çok basit bir örnek: Eski Türk filmlerini dikkatli izlediğinizde gündelik yaşam pratiklerimizin nasıl değiştiğini ve nelerin dejenere olduğunu çok rahat görürsünüz. Eskiden kısa süreli otobüs yolculuklarında insanların sohbetlerini izlerdik. Herkes yanındaki ile kendisini konuşurdu. Belki yine dedikodu yapardı ya da yanındakini hiç ilgilendirmeyen bir konuyu anlatırdı ama anlatmış olurdu. Kolay bir boşalım yaşar ve her ne olursa olsun yanındakinden onay alırdı. Hastane sıraları evet çok uzun olurdu eskiden ama insanlar birbirlerine dertlerini anlatırdı. Şimdiki gibi elindeki cep telefonundan nereye soktuğunu kendisinin bile bilmediği özsüz söz yanılsamalarını savurmuyordu insanlar…

Gel ey gönül mülk edinme bu dehri

Eli göçmüş ıssız hana dönersin

Bal deyi sunarlar akıbet zehri

Tacı tahtı bi-mekâna dönersin

 

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.