Volvo’ya binen çiftçi gördü bu gözler!

Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘Şeker Zirvesi’nde konuşan çiftçi Nihat Babaözlü, hükümetin şeker fabrikalarını satma kararına isyan etti.

Ve dedi ki: “ Kusura bakmayın ben ömrümde ilk defa otele geldim. Yanlış yaparsam özür dilerim. Yapılan konuşmalara baktığımda ben hiçbir şey anlamadım. Ben çiftçiyim arkadaş. Ben akşam saat 10 da yatıp sabah zantur gibi saat 5’te kalkmam lazım. Ama ben korkuyorum yatamıyorum. Gece 1’e kadar açık oturum izlemek zorunda kalıyorum. Ben huzur arıyorum. Huzur yok. Bu geç kalınmış bir toplantı. Burada sadece keller körler birbirlerini ağırlıyor. Laf salatası yapıyorsunuz, lafın harmanı olmaz. Burada bizi kim duyuyor? Bir tane Allah rızası için tenezzül edip gelmiş hükümet temsilcisi var mı? Neredesiniz yahu, neredesiniz? Adam Allah’tan korkar, lafa gerek yok. Burada eylem zamanı. Lütfen dışarıya çıkın kardeşim, bunu sokakta yapın. İki kişi okula geç kalsın. Üç kişi işe geç kalsın. Biri treni kaçırsın, biri uçağı kaçırsın. Ondan sonra iki sene sonra o gözün gibi baktığın bebelerin zehirlenip öldüğünü, kanser olduğunu göreceksiniz siz. Bunun sonu buraya gidiyor.15 yılda batırdığın ülkeyi 50 yılda toplayaman artık! Ağdalı lafa gerek yok. Kestirmeden konuş. Hepimiz geberip gideceğiz bu böyle olursa. Ben pancarı 10 kuruşa satarım arkadaş. Sen bana 1 lira ürettiğin mazotu 1.5 liraya ver. Ben 10 kuruşa satarım bunu. Bana laf satma. 15 kuruşa ürettiğin elektriğin kilovatını 35 kuruşa bana verme. Kalkmış dana getireceğim, inek getireceğim. Lan bırak yalan söyleme, böyle bir şey olmaz.”

Bu metni kadavra gibi masaya yatırsak, alt metninde boğuluruz! Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine gelene kadar, ilk bakışta görülebilecek problemler var!

Çiftçi  kültür turizmi, yaz tatili, yurt dışı gezileri tatili olmak üzere hiç il dışına çıkarak otelde konaklamamış. Yaz tatili, bayram tatili, kış tatili, yılbaşı izni, resmi bayramlar onun için normal günlerden farksız. Konuşmalardan hiç bir şey anlamadı çünkü vatandaş yıllarca o kadar çok yalan dinledi ki artık dinlemiyor, hiç dinlemiyor! Huzur yok demek artık geleceğimi garanti altında hissetmiyorum. Risk göze alamıyorum. Dolayısıyla ülke ekonomisinin gelişmesini de kendime dert edemiyorum demek. Yani kişisel anlamda bir ev araba ya da tarla alacak kadar para kazanıyor olabilir ama büyüyemez. Gıda politikaları bizim gibi üçüncü dünya ülkelerini kanser tehdidi ile karşı karşıya bırakıyor diyor. Bunun farkına varacak kadar bilinçli ama gıda üreticisi olmasına rağmen elleri kolları bağlı.

Naif, isyan içinde, endişeli, umutsuz ve çaresiz… Türk çiftçisinin günümüzde geldiği son duygu durum!

Tüm bunlarla beraber şu an ben de  kafa karışıklığı yaratan bir durum da var! Yenice, Biga, Merkez köylerini hepiniz gezmiş, çiftçinin halini görmüşsünüzdür. Mesleğime devam ederek Volvo marka bir araç almam, kalem satmadığım sürece mümkün değil. Ben bu köylerde volvo, porşe (doğru yazılışını biliyorum ama inatla da yazmıyorum!) model arabalar gördüm. Çoğunun merkezde dairesi var. AVM’yi hafta sonu bu ilçelerden gelen vatandaşlar dolduruyor.  Sorun Çanakkaleli çiftçinin özelinde mi anlayamadım. Bu bir sorun mu onu da anlamadım. Çok şey anlamıyorum bu ara ben!



Bir Yorum

  1. Çiftçiyiz tofaş mı kullanacaz toros mu kullanacanaz yazıda anlamıyorum kelimesi geçen kaç yer var anlamıyorsan yazma kardeşim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com