Nazende – VII

Kahvaltıyı hep beraber hazırladık. Herkes öyle yada böyle işin ucundan tuttu. Nazende tabakları mutfaktaki masaya götürdü. Refet Bey bizim için çay demledi. Meral ise kalan angaryanın tamamıyla uğraştı. Bana düşen görev sahanda yumurta yapmaktı.

Kahvaltı esnasında bolca eskiye özlem duydum. Ağzımda mazinin tadını hiç yoksa 3-4 defa hissetmişimdir. Hatırlıyorum küçük bir çocukken pazar günlerini iple çekerdim. Bütün aile bir araya gelir güzel bir pazar kahvaltısı yapardık. Lise çağlarımda bu kahvaltılara katılmamaya başladım. Masum bir gerekçem olmasına rağmen pişmanlık duydum. Sayısız güzel pazar kahvaltısını üstüne rahat rahat sigara içip arkadaşlarımla gezmek için elimin tersi ile itmiştim. Babam bu konuya bir süre içerlediyse de daha sonraları akışına bıraktı. Sonrası üniversite, ölüm…

Düşüncelerimden Meral’in sözleriyle uzaklaştım. “..bilmiyordum. Severek okuduğum bir dergidir. Senin bir sürü yazını okuduğumu hatırlıyorum. Yeteneklisin” ben düşüncelere dalmışken Refet Bey birazcık işimden bahsetmiş olsa gerek. Teşekkür ettim.

Kendimi oldum olası yetenekli bulmamışımdır. Buna rağmen yetenekli insanlara yüksek bir saygı duyar, gıptayla bakarım. Yetenekli bir çok insanla çokça vakit geçirip, gözlemleme şansım olmuştur. Bir çok tiyatrocuyu, bir çok müzisyeni, bir çok yazarı tanımışlığım vardır. İlginç bir şekilde yetenekli insanların neredeyse tamamının bencil davrandıklarını fark etmişimdir. Yetenekli insanların bencilliği beni rahatsız etmez. Günlük hayatın gereksiz empati ve duyarlılığına umarsızca kapalı olmalarını çoğu zaman eğlenceli bile bulurum. Meral’in yetenekli olduğum ile ilgili görüşlerine katılmamakla beraber bir seçim şansım olsa bencilliği seçeceğimi hissettim. “Yetenek denebilir mi bilmiyorum. Yazıyorum sadece.” dedim. Ortalama cevaplar vermenin bir çok durumda tartışmaları ve zaman kaybını engellediğini üniversite çağlarımda öğrenmiştim. “Fazla mütevazı bir insan daha!!” Meral bu sözü söylerken, tıpkı ilk tanışmamızda hazır ola geçtiği gibi bir tavır almıştı. İlginç bir alaycılıkla söylüyordu fikirlerini. Yine de oldukça sempatik gözüküyordu bu davranışı. Gözüm bir an Refet Beye takıldı, babalık garip bir şekilde büyük bir hoşnutlukla oturuyordu. “Refet Bey mütevazılığın kötü olduğunu mu düşünüyorsunuz siz de?” diye sordum. “Fazlası” dedi. Fazlası oldukça kötü olabilir. Bir şeyin gerçek olduğunu düşünüyorsa bir insan, öznesi kendisi bile olsa, bunu doğrudan söyleyebilmeli. Biliyor musun, bazı insanlar gerçek olduğunu düşündükleri bir çok şeyi sırf öznesi oldukları için söylemezler. İşin kötüsü gizledikleri şey “öznesi olduğu gerçek” değildir. Gerçek sandıkları şeyin gerçek olmaması acı olandır. Buna mütevazılık deniyor ise eğer; pek iyi bir şey gibi gelmedi bana. Sen gerçeği gerçekten bilip mi gizliyorsun? yoksa gerçek sandığın ama gerçek olmayan bir şeyi söylemenin doğru olmadığına inandırıldığın için mi?” Babalığın konuşması bittiğinde, ağzım açık kalmıştım. Soluksuz ardı ardına nasıl sıralayabiliyorsun bu düşünceleri be adam!! Bu halimi fark etmiş olacak ki; “Kemal” dedi. “Bugün eski bir dostumla görüşeceğim. Eğer bir planın yoksa Meral ve Nazende’ye eşlik eder misin. Böylece geç saate kaldıkları için dönmek zorunda kalmazlar?” “Tabi” dedim. “Memnuniyetle.”

 

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.