Dikkat! Çocuğunuz dava açabilir

Sosyal medyanın popülerliğinin artmasıyla yaşama olan etkisi de artıyor. Özellikle ebeveynlerin aktif olarak kullandıkları sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisi ise genellikle olumsuz. En son gündemde yer alan İtalya’da 16 yaşındaki bir çocuğun, rızası olmadan fotoğraflarını sosyal medyada paylaşan annesine karşı açtığı davada haklı bulunması ise örnek teşkil ediyor. Bu davada anne, çocuğun fotoğraflarını silmezse ya da gelecekte yeni fotoğraflar yayımlarsa oğluna 10 bin Euro tazminat ödeyecek. Yargının da hak verdiği bu çocuklar, ebeveynlerinin bu paylaşımlarıyla birey olma duygusunu inşa etmekte zorlanıyor. Uzman Psikolog Serdar Topal ve Avukat Güneş Pehlivan konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.
ÇOMÜ Kreş’te Psikolog olarak görev yapan, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Biriminde görevli Uzman Psikolog Serdar Topal, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Sosyal medya ile birlikte mahremiyet kavramı yeniden düşünülmeli. Eskiden sosyal yaşam paylaşılırdı artık özel yaşamlar da paylaşılıyor. Sosyal medya çocuklarla ilgili de paylaşım yapılıyor. Bu iki ebeveyni de aynı derece ilgilendiren bir konu. İtalya’daki olay bağlamında baktığımızda, bir insanın rızası dışında içeriği ne olursa olsun bir fotoğrafı paylaşılıyor. Sonrasında kişi buna tepki gösteriyor. Sınırlarını çiziyor ve ‘Hayır ben bunu istemiyorum’ diyor. Sosyal medya ile birlikte bir sürü kavram hayatımıza giriyor. Blogger olmak gibi. İnsanın kendi hayatını paylaşması ile ilgili bir sıkıntı yok. Ancak çocuğun özel yaşamı paylaşılmaya başlandığında orada çatışmalar çıkabiliyor.”

ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN PROBLEMİ OLUŞUYOR
“Çocukların özel yaşamı sürekli paylaşıldığında çocuk çok görünür hale geliyor.” diyen Topal, konuşmasının devamında: “Bu çocuğun belki olmayan bir  özgüvene sahip olması anlamına da geliyor. Bu ne demek? ‘Ben tanınan bir insanım’ çocuk tarafından algılanıyor. Eskiden zor olan ünlü olma, şu an emek harcamadan elde edilebiliyor. Bu ün ile birileri sizi fark etmediğinde ise çok ciddi sıkıntılar ortaya çıkıyor. Özgüven problemleri ile karşılaşılıyor. Hızlı ün hızlı tükeniyor. İnsanlar tanınabilirliği sürdürmek için sürekli bir baskı hissediyor. Yaşamını bu kaygı ile sürdüren bireyler ortaya çıkıyor. Çocuğun özel anları sürekli paylaşıldığında kişisel alanının önemsenmediği düşünülüyor.” dedi.

“ÇOCUK BAŞKALARININ SINIRLARINA NASIL UYACAK?”
Topal, son olarak yüz yüze iletişimin önemine değinerek sosyal medya kullanıcısı çocuklarda oluşabilecek sorunları şöyle anlattı: “Belli bir yaştan sonra ise çocuğun söz söyleme hakkı vardır. Ebeveynlerin de ona riayet etmesi gerekir. Çünkü çocuğa sınırları öğretilmelidir. Eğer anne baba çocuğun sınırlarına uymazsa çocuk başkalarının sınırlarına nasıl uyacak? Sosyal medya aynı zamanda çocuğun yüz yüze iletişim kurmasını engeller. İletişimin önemi geri bildirimden geçer. Bu da sosyal medyada yok.Yüz yüzeyken karşımızdaki üzüldüğünde biz de üzülürüz. Ancak sosyal medyada yazar ve kapatırız. Aynı zamanda empati becerimizi de etkiliyor sosyal medya. Sosyal medya zararlıdır demiyoruz tabii. Fakat belirleyici olmamalı. Çocuklara mutlaka yüz yüze iletişim öğretilmeli. Sosyal medya çocukların kendilerini sağlıklı şekilde ifade etmesini de engelliyor. Gönderilere alınan beğeniler bir süre sonra çocuklar için kaygı kaynağı haline gelir. Kendisini diğerleri ve kendi gönderileri ile kıyaslar ve yeterli seviyeye ulaşamadığında yetersiz, eksik ve kötü hisseder. Bu beğeniyi de yalnızca kendi gönderilerine yapılmış bir beğeni değil kendilerinin beğenilmesi olarak algılıyorlar. Bu da tehlikelidir çünkü beğenilmediğinde kendisinin beğenilmediğini düşünüyor.”

 “ÖZEL HAYATA VE HAYATIN GİZLİ ALANINA KARŞI SUÇLAR” BAŞLIĞIYLA YARGILANIYOR
Görüşlerine başvurduğumuz Avukat Güneş Pehlivan, konuyla ilgili hukuksal süreci şöyle anlattı: “Örneğin; sosyal medya hesaplarında izinsiz olarak kişi veya kişilerin fotoğraflarını yayınlamak, Türk Ceza Kanunu’nun “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” başlığının altında düzenlenen 136. maddesine göre “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçunu; muhatabın rızası olmamasına rağmen sürekli olarak mesaj ve e-posta göndermek davranışı da TCK’nın 123. Maddesine göre “Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma” suçunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte ceza mevzuatında suç olarak tanınmamış siber davranışlar, ayrıca bir maddi veya manevi zarara yol açıyorsa, zarara uğrayan kişi maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmektedir.”

“SİBER ZORBALIKTA YASAL ÇALIŞMA TÜRKİYE’DE YOK”
“Türkiye’de de siber şiddetin önlenmesi açısından kapsamlı bir yasal çalışma henüz mevcut değildir. Siber zorbalık/istismar/şiddet gibi kavramlar ayrı bir suç olarak ele alınıp düzenlenmemiş ve bu yönde özel bir mevzuat yürürlüğe konmamış ise de; siber yolla gerçekleştirilmiş bir davranış, Türk Ceza Kanunu’na göre ayrıca bir suç oluşturuyorsa ceza yargılamasına konu olabilmektedir.” diyen Pehlivan, son olarak şöyle konuştu: “Dijital mecra toplumların günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası olmuştur. İnternet kullanımı çok erken yaşlarda dahi görülmektedir. Bu alan sınırsız olanakları içinde bulundurmakla birlikte, birey ve toplum haklarını zedeleyebilecek tehlikeleri de barındırdığı yadsınamaz.Bir sosyal medya uzmanı danışanım mizahi bir dille bu durumu şöyle dile getirmişti: “Eskiden tehlikelerden korumak için çocuklarımızın tek başına sokağa çıkmasına izin vermezdik, şimdi sokağa çıkmaları evde oturup internete girmelerinden daha güvenli.”
Yıldız Sağlam



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.