Miço’dan şiddet ve gerilime

Gazeteci ve Yazar Yalvaç Ural, Parion Kitap Evi’nin katkılarıyla Çanakkale’ye geldi. Ayağının tozu ile 4 okulu ziyaret eden Ural, 2 bin 200 öğrenci ile bir araya geldi. Ural ile gerçekleştirdiğimiz röportajda edebiyat ve gazetecilik alanındaki sorularımıza samimiyetle cevap verdi.

 Miço dergisine hayat veren ve çocuk edebiyatının duayen ismi Gazeteci, Yazar Yalvaç Ural, Parion Kitap Evi’nin katkılarıyla Çanakkale’ye geldi. Çanakkale’de okullara ziyaretler gerçekleştiren ve 2 bin 200 öğrenci ile buluşan Ural, miniklerle sohbetler ederek kitaplarını imzaladı. Üç gün kentimizde bulunan Ural, salı günü Doğa Kolejinde 600 öğrenci ile bir araya geldi. Çarşamba günü 18 Mart İlkokulu’nda 900 öğrenci ile buluşan Ural’ın dünkü ziyaretleri daha dolu dolu geçti. Duayen Yazar, dün de Ticaret Borsası İlkokulu ve Ömer Mart Ortaokulu’na ziyarette bulundu.

Parion Kitap Evi’nde düzenlenen bir etkinlikte basın mensupları ile bir araya gelen Ural, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yalvaç Ural ile yapmış olduğumuz röportajda kendisine üç soru yönelttik. Yazara, Türkiye’de kişisel gelişim kitaplarının neden çok sattığını, çocuk edebiyatının Miço zamanından nerelere geldiğini ve gazeteciliğin durumunu sorduk. Ural, soruları içtenlikle yanıtlarken, sıcakkanlı tavırları da dikkat çekti.

Ural, “Benim çocukluğum Trakya’da geçtiği için bu tarafa biraz aşinayım. Türkiye’nin kitap okuma ile ilgili değişik bir dağılımı var. Bazı ilçelerimizde okuma oranı yüksekken bazı bölgelerde okuma oranı düşük. Özellikle Trakya ve Ege bölgelerinde okurun okuma isteği yok. Genelde sıcak bölgelerin insanları okumaya çok yatkın olmazlar. Sürekli gezerim, ülkemde yılda en az 150 okula ziyarette bulunurum. Bu işe özenirim, dikkat ederim çünkü çocuklar okudukları kitapların yazarları ile tanıştıkları vakit okuma oranı artar. Parion kitap evinin düzenlediği bir çalışma ile Çanakkale’ye geldim. Okulları gezeceğiz. Birçok öğrenciyle bir araya geleceğim.

 

“KENDİNİ GELİŞTİREMEYENLER KİŞİSEL GELİŞİMCİ OLDU”

“Eğer bir ülkede yaşam koçlarına gereksinim varsa, bireyler hayatlarında gerekli varoluş kavgasını vermemişlerdir. Birey benlik sahibi olamamıştır. Sen kendi sorunlarının altından kendi çözümlerinle kalkamayıp da bir Amerikalı gibi eşinle kavga ettiğinde psikoloğa gidersen, o iş olmaz. Eşler evlilik için hazır değiller mantığı ortaya çıkar. Yaşam koçları ve kişisel gelişim dersleri verenler, nefes açanlar derken bu iş iyice zıvanadan çıktı. Bu insanların kendi kişilik sorunları vardır. Gerekli bilinçleri daha tam oturmamıştır. Yaşam koçluğu, sahte doktorculuk oynamaktır. Her dönemde bir popüler kültür vardır. Popüler kültür zaman zaman alan değiştirir. Şimdi beyin üzerine konuşuluyor. Kişisel gelişim üzerine ve doğal gıdalarla nasıl besleniriz konuşuluyor. ‘Çocuğumuzu nasıl eğitiriz’ de bu konulara dahildir. Kişisel gelişimcilik gereksinime göre mal üretip para kazanmaktır. Bunlar basit başvurulardır. Bu durum bir toplumun mutsuzluğunun, kaygısının ve çıkmaza düştüğünün bir göstergesidir. Gıdanı almaz isen vücudunda verem oluşur. Beynini beslemezsen beyninde de verem oluşur.”

 

“ŞİMDİKİ ESERLERDE HEP ŞİDDET, KORKU VE GERİLİM VAR”

“Miço döneminde, miçonun içerisinde bir tek popüler kültür ürünü yoktu. Popüler kültür derken bütün popüler kültür ürünlerini çöpe atmıyorum. Ama bizim ülkemizde Teksas Tommiksler çıkarken o zaman hiçbir şekilde Süperman, Batman gibi kaba kuvvet üzerine kurulu zihniyet yoktu. Şimdi bu ürünler sinemaya da aktarıldı. Şimdiki eserler şiddet, gerilim ve korku üzerine kurulmuştur. Eğer bir çocuğa korkuyu şiddeti ve aksiyonu tattırırsan o adam konuşması olan filmleri izlemez. Diyalogdan çok konudan çok harekete odaklanılır. Bu filmler insanı düşünmeyen bir varlık haline getirir. Geçmişte bir yazı yazmıştım Stephen Hawking Herkül’ü döver diye… Herkül kol gücüyle sütunları yerinden oynatıyor ama beyninin içinde küçücük bir beyincik var. Hawking ise hareket edemeyen ve felçli olmasına rağmen kara deliği ve bilime dair ne varsa bize öğreten insandır. Akıl gücü her zaman ezecektir. Biz çocuklarımıza şiddeti korkuyu ve aksiyon yerine mizahı ve düşünen birey olmayı öğretmeliyiz. Okullarda söylediğim bir şey vardır. Kaplumbağanın kabuğuna ne isim verilir? Bu sorunun cevabına kesin cevap net alınamaz. Kaplumbağanın kabuğunun adı bağadır. Bağa ile kaplanmış hayvan manasına gelir. Görsel okuma bu sebepten ötürü çok önemlidir. Eskiden bağadan gözlük çerçeveleri ve tespihler yapılırdı. Biz okurken bakıyoruz ama göremiyoruz.”

“BU ÜLKEDE OBJEKTİF GAZETECİLİK YAPMAK ARTIK MÜMKÜN DEĞİL”

Birilerine ters düştükleri için, haber yaptı diye, ve ideolojik görüşlerinden dolayı tutuklu gazetecilerimiz bulunuyor. Sansür açısından olaya bakacak olursak, basında sansür kabul edilebilir bir durum değildir. Nixon döneminde bir gazetenin bir şey yazmaması ve gazetelerin toplatılmasına karşın gazeteciler bu durumu da yayınlamışlardır. Türkiye’ye indirgersek konuyu onlarla mukayese edilebilir bir durumda değiliz. Çünkü geçirdiğimiz bir dönem var, o dönemde aldığımız bir yara var. Ülke olarak o yaranın izlerini temizlemeye çalışıyoruz. Türkiye’de oynanmak istenen oyunların altındaki yapılamanın yok olup gitmediğini halen görüyoruz. Bu durumda da dengeli bir yaklaşım gelişemiyor. Ülkede sorunları olağan üstü hal kapsamında değerlendiriyoruz. Bu ülkede artık objektif gazetecilik yapmak mümkün değil. Bugün keskin çizgiler belirlemek mümkün değil. Geçmişte bir görüşte olanın görüşünün değiştiğini ve aykırı fikirlerin aldanılmışlığın içine düştüğünü görüyoruz. Gazeteciler için de sanayiciler içinde bu durum geçerlidir. Bu durum ve bu olaylar bitmedikçe basın bu şekilde devam edecektir.” cevaplarında bulundu.

Tunahan Ünsal



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.