Bankadan AVM’ye Ekonomik Dalga

Vize krizi sonrası dolar kuru fiyatı en yüksek 3.7923 TL seviyesini görürken, 3.69 TL seviyelerinde dengelendi. Euro fiyatı ise 4.48 TL’yi görerek tarihi rekorunu kırarken, şu sıralarda 4.33 TL seviyelerinde… Altının gram fiyatı ise dünden bu yana 153 TL’yi gördü. Rakamlar bu seviyelere çıkınca, dolara bağlı ekonomi de krizin kapısına geldi. Doların yükselişi, Türkiye’de kelebek etkisi yapacak. Neredeyse bütün sektörlerde domino etkisi ile bir zam dalgası yayılacak.

Dolar ABD ve Türkiye’nin vize vermeyi karşılıklı askıya alması ardından sert bir yükselişe geçerek yıl başından beri en yüksek seviyesini gördü. Euro ise 4.48 TL seviyesine çıkınca tarihi bir rekor kırdı. Gram altının fiyatı geçtiğimiz hafta içi 147 TL seviyesinde iken yeni haftaya 153 TL’den başladı. Ülke ekonomisi dolara bağlı olunca kasaptan yemciye bütün kesimler etkilendi. Geçim sıkıntısı ile baş edemeyen vatandaşlar bu sert yükseliş ile önlerindeki kışın nasıl geçeceğini kara kara düşünüyor.

PARA BANKALAR SOKAĞINDA DÖNÜYOR

Kömürcüler ve Oduncular Dernek Başkanı Birol Ürken ise kömüre ve oduna zam geldiğini, geçtiğimiz sene tonu 560 TL olan kömürün bu sene 600 TL, 440 TL olan odunun ise 472 TL olduğunu ifade etti. Ürken; “Satışların çoğunu zaten kredi kartı ile yapıyoruz. O da limit yeterse! Para bankalar sokağında dönüyor. Hala soba yakan vatandaşlar var onların da çoğu kömürü torba torba alıyor. Bir torba kömür 15- 17 TL arasında değişiyor. Artık günlük yaşar hale geldik. Orman fazla odun üretimi yapmıyor. Daha çok çam odunu üretiyoruz. İhalelere sunta fabrikaları ile birlikte girince fiyatlar otomatikman yükseliyor. Eskiden fırınlar, hamamlar ve bizler için tahsis satış yapılırdı. İşin içine doğalgaz girince bu ortadan kalktı ama katı yakıt kullanan apartmanlar, fırınlar ve hamamlar yerinde duruyor. Daha ucuza odun alabiliyorken, şimdi alamıyoruz. Bir çok apartmanın da borcu var, dairelerden para toplanamıyor. Ancak veresiye de olsa bizler kömür veriyoruz. Zaten esnaf olarak sayımız da azaldı. Apartmanlar denk bütçe yapamıyor. Eskiden veresiye vermenin de bir anlamı vardı. Kömürcülük biz de baba mesleğidir. Amcamın veresiye defterini açtım bir gün, kırmızı mantolu kadının kocası yazıyor. Tarif bu kadar! İsmi cinsi belli değil. Ama itimat var! Şimdi alacaklarımızı artık icra ile ancak alıyoruz. Birbirimize yalan söyler hale geldik. Öte yandan dolar yükseliyor, altın yükseliyor. Ama herkesin cebinde kredi kartı. Kredi kartım yok diyeni de anlıyoruz ki sicil bozuk! Gidişat hiç iyi değil.”

PAZAR GÜNÜ 25.6OO KİŞİ AVM’DE VAKİT GEÇİRDİ

Temel ihtiyaç malzemelerini karşılamakta güçlük çekenler bir yanda haftasonlarını AVM’lerde geçirenler ise bir yanda. 17 Burda AVM’ye geçtiğimiz cumartesi günü 22.300, pazar günü ise 25.600 ziyaretçi geldi. Eylül ayının genelindeki ziyaretçi sayısı 455 Bin kişi… AVM Genel Müdürü Erol Yıldız AVM’de metrekare verimliliği bazında Anadolu’daki AVM’lerin gerisinde kalmadıklarını ifade ederek; “Çanakkale halkını AVM’ye olan alışma süreci hızlı atlatıldı. Burası kent için bir yaşam merkezi haline geldi. Bizler de sosyal etkinlikler ile bu süreçleri verimli hale getirmeye çalışıyoruz. Şu anda kitap fuarımız var. Haftasonları çocuklar için etkinliklerimiz var. Öğrencilerin olmadığı yaz dönemlerinde biz pek etkilenmiyoruz çünkü yazlıkçılar geliyor, bayramlar var. 112 kiracı esnafımız var. Sorunları ne diye soracak olursanız, eleman sıkıntısı derim. Çalışacak personel bulmakta güçlük çekiliyor. Bu da kentin beyaz yakalı sayısının azlığı, çiftçi üretici insanların, emekli ve öğrencinin olması ile de açıklanabilir. Bu kentte coğrafya ve tarih açısından çok fazla avantaja çevrilecek değer var. Çanakkale fazlasını hak ediyor.” dedi.

ET 50 TL, YEVMİYE 45 TL

30 yıldır kasapların yanından çalışan esnaf Serdar Coşan, eskiden insanların iş çıkışı kasapların önünde sıra olduğunu ifade ederek o günleri aradıklarını dile getirdi. Büyük marketlerin kasap reyonlarının, mahalle kasaplarının işlerini çok etkilediğini de sözlerine ekleyen Kasap Coşan; “En ucuz et 50 TL. Zaten bir işçinin yevmiyesi 50 TL’yi zor görüyor. Kasaptan et almaya gelen yarım kilo alıyor, onu da kredi kartı ile alıyor. Büyük marketlerin kasap reyonları da işin içine girince her şey bozuldu. Oysa kasapta et daha ucuz ve günlük kesilen hayvanın eti. Marketteki et reyona nerden geldi, ne zaman kesildi bilen yok. Ekonomi iyi değil. Bir kasap hayvan ararken en az 8-10 köy geziyor. Hayvanı mezbahaya getiriyor, kestiriyor. Eti tekrar kasaba getiriyor. Nakliye ücretleri var. Hayvancılık yapana sorarsanız yem pahalı der. Vatandaşa sorarsanız, kış geldi gaz faturası kapıda der. Ben hem burada çalışıyorum hem de ek iş yapıyorum. Üniversitede okuyan iki çocuğum var. Geçim çok zor…”

25 SENE GEÇTİ, SIĞIR SAYISI YÜKSELMEDİ

Yem satıcısı Cengiz Karaşin ise doların yükselmesinin yem fiyatlarını muhakkak etkileyeceğini ifade ederek ‘Demek ki zam kapıda’ ifadesini kullandı. Yemci Karaşin; “Hayvancılık da para yok demek doğru olmaz. Hayvancılar da para kazanıyor ancak istikrar yok. Hayvancılık ve tarım konusunda sonuç getirecek politikalar yok. Hayvancılara da çiftçilere de yeni politikalar ile üretim desteklerinin sağlanması gerekiyor. Bu hem bilgi bazında hem de sermaye bazında. Yemciler yemi fabrikadan alır, üreticiye verir. Üretici benden aldığı yemin parasını hemen çıkarıp vermez. Bir ay boyunca süt döker, süt parasını toplar. O zaman gelir ödeme yapar. O da düğünü derneği, bayramı seyranı yoksa. Bir çuval yemin fiyatı 48-60 TL arasında değişiyor. Bir çuval yemin içinde %60 ithal hammadde var. Dolar yükselirse ne olur, yeme zam gelir. Yeme zam gelirse üretici dar boğaza gelir. Ülkemizin adı tarım ülkesi ama gerçekte işler başka. Bugün baktığınız zaman Fransa’da etin kilosu 4 Euro. Türkiye de 5 Euro. Ancak işin bir de parasal değeri yönünden bakmak lazım. Milli gelirlerimiz çok farklı. Hayvancılık da para yok demek, yanlış ama hayvancılık yapacak genç insan bulmak zor. Çünkü girdileri çok yüksek, iş çok zahmetli. Üstelik kazancın istikrarı yok, doğru uygulama politikası yok. İthal et getirerek et fiyatını aşağı çekmek yapılabilir ancak doğru uygulama değil. Meraların ıslahı konusunda doğru adımlar atmak gerek. Ülkemiz küçükbaş hayvancılığa uygun bir iklimde… O zaman bunu geliştirmek gerekir. 1980 yılında 40 Milyon nüfusumuz vardı, sığır sayısı 15 Milyondu. 2015’de nüfus 80 Milyon oldu, sığır sayısı yine 15 Milyon. Türkiye’de 450 yem fabrikası var. Üç kere yeter Türkiye’ye ama sorun hammadde! Tarım ülkesiyiz diyoruz, tarım ürünlerini ithal ediyoruz. Tarla sınırlarından kaybettiğimiz o kadar çok toprak var ki! Toprak toplulaştırmasını bir an önce devreye sokmak gerekir. 3000 dönümlük tarım arazisi olan bir köye bakıyorsunuz. Herkes 3-5 dönümde bir farklı bir şey ekmiş. Köyde var 30 traktör. Bu arazileri birleştirip iki traktör ile işi halletmek varken herkes başka başka ürün ekmiş. Sürekli baştan iş yapılıyor. Bu Türkiye’nin hemen her yerinde böyle. Traktör demek mazot masrafı demek. Mazot demek dolar demek! Dolar yükseldikçe girdiler yükseliyor.” dedi.

Dilek Akşen



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.