İMAM HATİP

Elazığ’da, Harput’taki Ağa Camisi’nde Cuma namazındayız. Merkezden vaaz eden hoca efendi, sonuna doğru çıldırdı. Millete kafa tutmaya başladı. “Çocuklarınızı İmam hatiplere göndermiyorsunuz. Üstün zekâlı çocuklarınızı başka okullara gönderiyorsunuz. Kontenjanlar açık kalıyor. Böyle Müslümanlık olur mu?” diyerek bastı fırçayı… Daha önceleri de yazdık ya. AKP döneminde imamlar kendilerinden geçip, siyasallaştılar. İktidara yaranmak için, kırk takla atıyorlar. Namazdan sonra Müftülüğü arayıp,bu konu hakkında şikâyetçi olduk. Şunu net olarak söyleyebiliriz ki, bizim çocuklarımızı imam hatiplere yönlendirenler, ne yazık ki, kendi çocuklarını göndermiyorlar. En üst tabakadakileri zaten biliyorsunuz. Çoğunun çocuğu yurtdışında tahsil görüyor. Üniversite sınav sonuçları açıklandı. İmam Hatiplilerin çoğu kendilerine bir yer bulamadı. Zorlama ile olmuyor. Her gün pıtırak gibi İmam Hatip açarsanız, tabiidir ki, kontenjanları dolduramazsınız.

SONUÇ ORTADA

Liselerin, Üniversite Lisans Programlarına yerleştirilmedeki başarı oranlarını incelediğimizde, bu vahim durum açık seçik ortaya çıkıyor. Özel Fen Liselerinin başarı oranı %59. Fen Liselerinin %55. Özel Liselerin %44. Anadolu Liselerinin %35 ve İmam Hatip liselerinin başarı oranı ise %18. Ortada böyle bir gerçek var iken, insanları zorlama ile imam hatiplere göndermek uygun mudur? Zaten isteyen gönderiyor. İmam Hatip açmakla, insanlara dinini öğretmek ayrı bir şey. Müfredatı günün şartlarına uygun hale getireceksiniz. İki de bir oynamayacaksınız. Puanı tutmayanları direkt olarak İmam Hatiplere yönlendirmeyeceksiniz. Bizler İmam hatiplerde okumadık. Peki, dinimiz öğrenmedik mi? Öğrendik. Hemi de arslanlar gibi. Geçen hafta Pazartesi günkü yazımızda, bir Camimizin imamının yanlış uygulamalarını dile getirmiştik. Ancak, burada Cami ve İmam ismi zikretmemiştik. Her nasıl oldu ise bir hoca efendimiz bu yazıyı kendi üzerine alınmış. Demek ki, hatasını biliyor ki, meseleye sahip çıkmış. Bu da iyidir sonuçta. Bizim kimse ile alıp veremeyeceğimiz yoktur. Tek istediğimiz, herkesin, görevine kurallara uygun yapmasıdır.

AZICIK UCUNDAN

1960’lı yılların Türkiye’sinde Anadolu’nun bir İlçesinde kimseye zararı dokunmayan bir deli yaşıyormuş. İşi gücü olmayan bu deli, aç kalmamak için; ondan bundan para istermiş. Delinin sık sık para istemesinden bıkan biri, bir gün gırgır geçmiş: – Git kardeşim işine, Tanrı versin, ben vermiyorum!.. Deli aklı bu, hemen inanıp sormuş:
– Tanrıdan nasıl isteyeceğim? Gırgır geçen şahıs, deliyi başından savmak için demiş ki: – Tanrıya mektup yaz! Deli hemen bir mektup yazmış: “Yüce Tanrı makamına; Yüce Tanrım, benim param yok, bana acele 100 lira gönder!..” Deli yazdığı mektubu postaneye götürmüş. Zarfın üzerindeki “Yüce Tanrı makamına” yazısını gören görevli memur itiraz etmiş: – Olmaz kardeşim, bu dediğini yapamam!
Deli, “Olur!” diye diretince postanede kavga çıkmış. Olay ilçe kaymakamına iletilmiş. Kaymakam durumu anlamış. Deliyi makamına çağırtarak, ilçe memurlarının maaş bordrosundan kestirerek topladığı 50 lirayı deliye vermiş ve demiş ki: – Bak, sen mektup yazdın ve Tanrı da sana 50 lira gönderdi. Çok sevinen deli, aldığı parayla bir müddet idare etmiş. Deli, parayı bitirince bir mektup daha yazmış: “Yüce Tanrı makamına; Yüce Tanrım, benim param yok, bana acele 100 lira gönder, ama kaymakamı aracı koyma, çünkü yarısını kesiyor!”



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.