YALI CAMİİ

Dün, İmam, cami, cemaat ve vaaz ile ilgili bir yazı yazmıştık. Bugün de iyi örnekleri yazılım istedik. Ancak önce, Sayın Cumhurbaşkanın, bizim şikâyetlerimizi ve eleştirilerimizi, destekler mahiyetteki açıklamalarını da söylemek isteriz. Evet. Sayın Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının görevini eksik yaptığını, Camilerin, imamların, rutin işlerden başka konulara yönelmediğini söyledi. Demek ki neymiş? Bir sıkıntı varmış. Biz kimseyi rencide etmeyi asla düşünmedik. Doğruları dile getrdik. İncinen varsa da, varsın incinsin. Bu hafta Cuma namazı yerimizi değiştirdik. Cuma namazından önce, genel vaaz dinleyelim diyerekten, Yalı Camisine yönlendik. Her şey dört dörtlük. Daha önceleri de yazmıştık. İçerisi püfür, püfür. Her yer pırıl pırıl. Cumanın, müminlerin Bayramı olduğunu ispat edercesine, hazırlık yapılmış. Ne Cami, ne de görevliler, dün yazdığımız hocalar gibi değil. Allah onlardan razı olsun. Huşu içinde namazımızı eda ettik. Allah kabul eylesin. Merkezden yapılan vaazı da dinledik. Cemaat memnun. Sıkıntı yok. Dünkü yazımızda da, görevini layığı ile yapıp, kural ve kaidelere uyan imam efendileri tenzih etmiştik. Şimdi diyeceksiniz ki, büyük bir teşkilatın içinde, kural dışına çıkanlar elbette olacaktır. Doğrudur. Önemli olan, bunların ayıklanması ve yola getirilmesidir.

AZICIK GÜLELİM

Bektaşi’nin yolu camiye düşmüştür. Cami imamı o günkü vaazında içkinin kötülüklerinden bahsetmektedir. Cami imamı uzun bir vaazdan sonra cemaate birde örnek verir:-Ey cemaat eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer? Diye sorar.
Bektaşi elini kaldırarak cami imamının sorusunu yanıtlar:-Hocam suyu içer. İmam:-Tabi ki suyu içer, peki neden suyu içer? Diye sorunca, Bektaşi cevaplar-Neden olacak hocam, eşekliğinden!****
Keloğlan’ın dul anası hastalanmış; götürmediği hekim, okutmadığı hoca kalmamış. Keloğlan, her gün anasına sorarmış: – Ana bugün nasılsın? Anası da hep aynı cevabı verirmiş: – Hastayım oğlum!.. Keloğlan “Ben bu anamın derdine nasıl çare bulacağım?” diye kara kara düşünürken, komşusu akıl vermiş: – Filan yerde ünlü bir hekim var, bir de ona götür!.. Keloğlan da anasını almış sırtına düşmüş yola, hekime giderken, Nasrettin Hoca’yla karşılaşmış; selâm vermiş, selâm almış. Hoca sormuş: – Hayrola Keloğlan, nereye böyle? – Anam hasta, derdine bir türlü çare bulamıyorum, yine bir hekime götürüyorum.
– Anan dul mu? – Dul. – Ananı kocaya vermeyi düşündün mü?
– Aman hocam, bu yaştan sonra anam ne yapacak kocayı?
Keloğlan daha sözünü bitirmeden, yaşlı anası öfkeyle bağırmış:
– Sus edepsiz, sen hoca efendiden daha mı iyi bileceksin? Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.