SAYIN MÜFTÜMÜZ!

Öncelikle; Camilerde gözlemlediğimiz eksiklikler ve yanlışlıkları hatırlatmadan önce, yazımıza bir hikâye ile başlayalım. Köyün birinde görevli bir imam kardeşimiz, cemaatin olmamasından dolayı sıkıntıdaymış. Bir hal çaresi bulmak üzere köylüleri toplamış. Niçin gelmediklerini sormuş. Köylüler, “Sayın hocam. Biliyorsunuz hepimiz tarlada, çiftte çubukta çalışan insanlarız. Camiye girerken ayakkabı çıkarmak zor geliyor” demişler. Hoca da hiç yoktan iyidir diyerek, “Tamam o zaman. Ayakkabılarınızla girebilirsiniz” deyivermiş. Böylece cami cemaate kavuşmuş. Bu hal bir iki yıl sürdükten sonra, İmam efendi kardeşimizin tayini çıkmış. Sonuçta Devlet Memuru… Anti parantez şunu da söyleyelim. Ne yazık ki, bazı hoca efendiler Devlet Memuru olduklarını unutuyorlar! Neyse. Konuyu dağıtmayalım. Köye yeni tayin olan hoca, göreve başlayınca, milletin ayakkabı ile camiye girdiklerini görünce, köylülere çıkışmış. “Yahu bu nasıl bir iştir. Allah’ın evine ayakkabı ile girilir mi? Bunu size kim öğretti?” diyerek köpürmüş. Köylüler şaşkın. Durumu anlatmışlar. “Sizden önceki hoca, bize bu kolaylığı gösterdi” diyerek suçu eski hocanın üzerine atmışlar. Yeni hoca, bu garip durumu eski hocaya sormak üzere, az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, eski hocanın çalıştığı yeni köyü bulmuş. Durumu anlatmış. Eski hoca sabırla dinleyip, sonunda şu ders niteliğindeki cevabı vermiş. “Bak meslektaşım. O köyde camiye kimse gelmiyordu. Ben vatandaşı ayakkabı ile de olsa camiye sokmayı başardım. Şimdi sıra sizde. Siz de, ayakkabılarını çıkartmayı başarın!”

                           CAMİYE GELMEYİN, NE DEMEK?

         Kimsenin böyle bir söz söylemeye hak ve yetkisi, salahiyeti yoktur. Amma ve lakin, bir imam efendimiz bunu söyledi. Efendim her Allah’ın günü, Cuma günleri de dahil, geçip kürsünün başında vaaz ediyor. Namaz ve cami adabı, abdestin nasıl alınacağını, faydalı şeyler anlatmak yerine, başka şeyler anlatıyor. Yine de Allah razı olsun. Bir çaba harcıyor. Neymiş. Efendim bazı cemaat bundan rahatsızmış. Doğrudur. Rahatsızlık var. Kaç kişi bu konuda serzenişte bulundu. Müftülüğün radyodan vaazı var. Onu, Cuma günleri de dahil açmaz. Ara günlerde de, genel vaaz olur. Cemaat onu da dinleyemez. Bir Cuma günü, yine vaaz ederken, kalabalığa sorar, “İçinizde Şafii var mı?” Oldu mu hocam şimdi? İnsanları, o kalabalığın önünde, neden Şafii, Suni, Alevi diye kategorize ediyorsunuz? Kim ne demişse Geçen Çarşamba günü sayın hocamız köpürmüş… Biz bir şey demedik. Üzerimize de alınmadık. Böyle biline. “Bizim burada Allah kelamını anlatmamızdan rahatsız olanlar varmış. Bunlar Camiye gelmesinler” demez mi? Haydaa… Aynen böyle. Hocam Hocam! Kendinize geliniz. Siz kim oluyorsunuz da, Allah’ın evine gelmeyin diyorsunuz? Siz yolcu, cemaat hancıdır. Biraz olumlu olun. O Cemaat olmazsa, ne Müftü ne İmam ne Müezzin olur. Kimse size, kaşınız, gözün için maaş ödemez. Hiç kimse, Allah’ın kelamını dinlemekten rahatsız olmaz. Camiye gelenler inançlı kişilerdir. Zaten Allah kelamına saygıları olmazsa, camiye gelmezler. Mesele o değil. Sizin anlatmanızdan rahatsız oluyorlar. Şimdiye kadar, Müftülüğün vaaz ile görevli elemanlarına, “Neden vaaz veriyorsunuz” diyen, onların anlatımlarından rahatsızlık duyan, birileri oldu mu? Olmaz. Onların işi bu… Vaaz verilecekse, Müftülüğün vaaz ile görevli elamanları var. Bırakın onlar versin. Hadi sair günler neyse de, bari Cuma günleri radyoyu açın da millet genel vaazı, müftüyü dinlesin. Ambargo koymayın. Yukarıda anlattığımız, Ayakkabı ile Camiye girme hikâyesi ile bu hocamızın yaptıkları nasıl da tezat teşkil ediyor değil mi? Aradaki, yapıcılık farkını gördünüz mü? Bizim hocamızın marifetleri bunlarla da bitmiyor. Malumları olduğu üzere Cuma Hutbesi bir nasihattir. Hele, hocalarımızın hutbe bitiminde, Nahl Suresinin 90.ayetini okuması, bizleri duygu selinde boğar. Camiye gelen gençlere büyük bir öğüttür.” İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum, tezekkerûn(tezekkerûne. (Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.)

Ne yazık ki bizim hocamız, bu ayeti kerimeyi okumaz. “Allah indinde tek din İslam’dır” diyerek hutbeyi sonlandırır. Sayın Müftümüz, Camilerimizde sıkıntılar var. Hocalar o camileri babalarını malı zannediyorlar. Buralara bir el atın. Bazı camilerde müezzin yok. Alakasız insanlar, kabiliyetleri olmadığı halde müezzinlik yapıyorlar. Şimdi AKP iktidarı zamanında hoca efendiler biraz politik oldu diyeceğiz, o zaman da siyaset yapıyorsunuz diyecekler. Bu yüzden söylemiyoruz. Tabiidir ki, görevini layığı ile yapıp, dört dörtlük imamet eden hocalarımızı, bu anlattıklarımızdan tenzih ediyoruz. Sakın onlar üzerlerine alınmasınlar.

İşte böyle Sayın Müftümüz. O kürsüler çok hassas, çok narin kürsülerdir. Ateş topu gibi pimi çekilmiş bomba gibidir. Öyle Camiye gelmeyin, diye yanlış laflar edince adamın elinde patlar. Allah aşkına!  Vaazın, kimlerin vaaz verebileceğinin, neler anlatılacağının bir kuralı, kaidesi yok mudur? Herkes kafasına göre takılabilir mi? Hocaların, Cemaate, “Camiye gelmeyin” deme hak ve yetkisi var mıdır? Her önüne gelen vaaz yapabilir mi? Camilerimizde bir revizyona, restorasyona, mütacanisliğe ihtiyaç var. Konuyu dikkatinize arz ederek, Saygılar sunuyoruz. İşiniz zor. Allah(c.c) yar ve yardımcınız olsun. Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.