ACİL SERVİS!  

Devlet hastanesindeki Acil servis, hastalara çok iyi davranıyor. Bu kesin. Sıkıntı yok. Ama gördüğümüz bir eksikliği, ya da yanlışlığı da, yazmadan geçemeyeceğiz. Geçen Cumartesi günü. Bir arkadaşımız rahatsızlanınca acil servise götürdük. Anında ilgilendiler. Serum vs derken durum iyi. Biz de dışarıdaki, acil kapısının tam başındaki Bankta oturuyoruz. Tam kapının üstünde,”Burada sigara içmek yasaktır” diye yazıyor. Yaşlı başlı bir amca, birlikte oturduğumuz bankta bir sigara yaktı. O yetmedi, bir genç daha geldi. Ona da Sigara verdi. Birlikte tüttürmeye başladılar. Rahatsız olduk. Bu amcalar sigaralarını yakmadan önce, birisi bizim gibi gürbüz olan iki Güvenlik görevlisi, ta ötelere giderek sigaraların yakmışlardı. İçimizden,”Afferin” demiştik. Bu amcalar sigara içerken, üçüncü bir Güvenlik görevlisi ve Polis bunları görüyor. Ne yazık ki müdahale etmiyor. Hatta Üçüncü Güvenlikçi, bir sigara da o yakıyor. Ohhh. Suyundan da koyun. Peki, bu had bilmezlere kim müdahale edecek? Bizler mi? Kavga etmemek mümkün değil. Bakınız. Nasıl ki. Acil Servisin hasta yatırılan bölümüne girmek isteyenlere müdahale ediyorsanız, sigara içenlere de müdahale ediniz. Herkes görevini yapacak. Hükümetin, açık alanlarda da, sigara yasağı koymak için çalışmalar yaptığı duyumunu aldık. Çok isabetli bir karar olur. Bütün şehirlerimiz mok gibi sigara kokuyor. Bu sigara müptelaları, hem ciğerlerini mahvediyor, hem de paralarını cayır, cayır yakıyorlar. En ucuz sigara 10 lira imiş. Düşünün bir ayda verdikleri ya da yaktıkları parayı? İnsanları rahatsız etmeleri de, cabası.

GÜLMECE

Oruç tutan Bektaşî, çok susamış. Vakit geçirmek için kırda gezmeye başlamış. Oluğundan gürül, gürül su akan bir hayrat çeşmesi görünce, adeta kendinden geçmiş ve ağzını dayayıp lıkır, lıkır içmeye başlamış. Bu sırada oradan geçen biri görüp seslenmiş:
– Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!.. Bektaşî, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş: – Oruç gitti, ama fakire de can geldi!**** Bir minare inşaatında iskele çökünce, inşaat ustası yukarıda mahsur kalmış. Ustayı kurtarmaya çalışanlar, uzun bir merdiven bulamamışlar. Yeniden iskeleyi kurmak da çok zaman alacak gibi gözüküyormuş. Minare ustası yukarıda saatlerdir aç susuz beklemekten yorgun düşmüş ve pek dayanacak hâli de kalmamış. Oradan geçmekte olan Temel, aşağıda bekleşen kalabalığı görünce, olanları merak edip yanaşmış ve durumu öğrenince büyük bir kararlılık ve ciddiyetle hemen uzun bir halat getirmelerini istemiş. Ardından temin edilen halatın ucuna bir ağırlık bağlayan Temel, kuvvetlice sallayarak ustanın olduğu yere kadar fırlatmayı başarmış. Çevredekiler ise bir halat ile tepede mahsur kalan ustayı nasıl kurtaracak diye Temel’i meraklı bakışlarla izliyorlarmış. Usta, halatı yakaladıktan sonra Temel kendinden emin bir şekilde aşağıdan bağırmış: – Usta, halatı sıkıca tut, sakın ha bırakma!
Çaresiz yardım bekleyen minare ustası nasıl kurtulacağını henüz anlayamamış, ama yine de doğan bu kurtulma ümidiyle halata sıkıca yapışmış ve aşağıya bağırmış: – Tamam, sıkıca tuttum! Ardından Temel, halatı olanca kuvvetiyle çekmiş, zavallı minare ustası da aşağı düşüp oracıkta parçalanıp ölüvermiş. Olayın dehşetini gören halk, hemen Temel’e çıkışmış: – Ula Temel, ne yaptın, adamcağızı pisi, pisine öldürdün? Olanlara herkesten çok daha fazla şaşıran Temel ise kafasını kaşıyarak hemen şu savunmayı yapmış: – Uy, ula daha geçen gün aynı yöntemle kuyuya düşen bir adamı kurtarmıştık da, vallahi burnu bile kanamamıştı!..Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.