MAZLUM NESİL!-3

Ülkücülerin çilelerini anlatan yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.”  Onlar; aynı yağmurda ıslandığımız, aynı sevgiden beslendiğimiz, aynı duygularla seslendiğimiz, aynı mâziye yaslandığımız, aynı karda kışta, soğukta şehit omuzladığımız, aynı acıları ve sevinçleri paylaştığımız, gençliğini yaşamadan ihtiyar olan, ama sistemin adamı olmayan, inandığı gibi yaşamayı refah içinde yaşamaya tercih eden; çileyle, işkenceyle, zulümle, kanla canla, zindanla imtihana çekilen, “…bile, bile aldanan, kaybettiğine değil aldatıldığına yanan, hesabı gülümseyerek imzalayan…”, kimi zaman “Yatağına kırgın” akan ya da akıtılan, “aldatıldığını ve kullanıldığını anladığı için yaralı ve muğber” olan, ama “Alnında namus lekesi” taşımayan dava adamıydılar… Onlar; yüreğimizin en mutena köşelerine oturttuğumuz, bazen tarifsiz bir heyecan içinde, bazen ah ederek, bazen de kalbimize derin bir hüzün çökerek yâd ettiğimiz, dokunaklı hatıraları gönlümüze dokundukça ağlamaklı olduğumuz, anılarımızın, gençlik yıllarımızın, uykusuz gecelerimizin, fikir çilemizin, kutsî ideallerimizin, en güzel hayallerimizin ortağı olan, dünyevi gailelerden azade, feragat ve fedakârlıkta zirveyi tutmuş, bencilliğe, ihtirasa, şöhrete ve servete meyletmeyen mahzun ve mağdur bir nesildi… Onların imanından, vatanseverliğinden, dürüstlüğünden, samimiyetinden hiç kimsenin şüphesi yoktu…

PAYLAŞIMCI

Onlar; “…bir ekmeği bölüşen, bir battaniyeyi, bir endişeyi, bir ümidi paylaşan, ölümle hayat arasındaki ince çizgide hayatla veya ölümle cilveleşen…” yiğitlerdi… Onlar; hançeremizi yırtarcasına söylediğimiz kahramanlık türküleriyle ve mehter marşlarıyla coştuğumuz, Kerkük’te Ata Hayrullah, Azerbaycan’da Şehriyar, Kırım da Mustafa Cemiloğlu, Doğu Türkistan’da Osman Batur olduğumuz, kimi zaman Çin sarayını basan Kürşad’la, kimi zaman Ötüken’deki yiğitler yiğidi Oğuz Han’la, kimi zaman Malazgirt Meydanı’nda Alpaslan’la, kimi zaman İstanbul surlarında Ulubatlı Hasan’la, Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim Han’la, Mohaç’ta, Kanuni Sultan Süleyman’la, Bağdat’ta Genç Osman’la, Tuna boylarında akıncı beyleriyle özdeşleştiğimiz ve Türk tarihini ruhumuzda yeniden yaşattığımız serdengeçtilerdi…Onlar; “istikrar” icat olup mertlik bozulmadan önce Şeyh Sâdi’nin ” Dünya bir meta değil ki, niza’a değsin” sözünü hayat felsefesi yapmışlardı… Dünya nimetleri karşısında eğilmemişler, bükülmemişler ” Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi” diyen Yunus Emre gibi gönül sultanlarını rehber edinmişlerdi… “Bir devrin delikanlıları” diye de tabir edilen bu Alperenler; “Asım’ın Nesli” de oldular, “Beyaz Zenci” de oldular, “Beşiktaşlı” da oldular, ama asla düzene payanda olmadılar… Millî değerlerimizin, kültürümüzün ve Türk Kimliği’nin savunucusu oldular, yaşatmayı yaşamaya tercih ettiler… Zamana teslim olmamak, zamanı teslim almak için mücadele verdiler… Onlar, Hakk için yola çıktılar, yoldan çıkmadılar… Onlar; Allah’tan başkasına minnet etmediler… Eylül’deki hüznü, çileyi, yalnızlığı ve ihaneti yaşadılar, fakat inançlarını ve ideallerini kat’iyyen inkâr etmediler…

HER ŞEY VATAN İÇİNDİ

Onlar; beşerî ihtiraslar ve dünyevî menfaatler için başkalaşım geçirmediler… Onlar; malum odaklara şirin gözükmek ve menhus mahfillere yaranmak adına mefkûrelerine gölge düşürmediler, itibarlarını zedeletmediler… Onlar; mevsimlik idealist, sentetik milliyetçi, seyyar kıbleli muhafazakâr ve fason dava adamı olmadılar…Onlar; fikir, şuur ve hareket birlikteliğinin idrâkini yaşarken, önce “adam” sonra “dâvâ adamı” olan, ne adamlığını ne de dâvâsını kaybetmeyen Eylül darbesi yemiş destan kahramanlarıydı…

Onlar, birilerinin müsaade ettiği kadar milliyetçilik yapmayı, zinde güçlerin izin verdikleri nispette inançlı olmayı kabul etmeyen; kalemi, kelâmı ve selâmı Kıble’ye dönük olan, gönlü Türk Dünyası’nı kucaklayan, kalbi Türkiye için çarpan Alperenlerdi…

Onlar; resmi bir paragrafta nesne olmaktansa, sivil bir cümlede özne olmayı tercih eden, inandıkları yolda dimdik yürüyen, kırılmayı göze alan, fakat hiç bir zaman bükülmeyen yiğitlik abideleriydi…

Onlar, başı dik, alnı ak, sevdası Hakk olan güzel insanlardı…
Onlar, “Kevser akan, “Gül” kokan” kahramanlardı…
Onlar, “Türk Dünyası”na sevdalı gönüllerdi…
Onlar, “Eylül’ün Kırdığı Gül”lerdi…
Onlar, Türk’ün yürek sesiydi…
Onlar, Türkiye’nin beşik kertmesiydi…
Onlar, idealizmin son efsanesiydi…
Onlar, Anadolu’nun alın teriydi…
Onlar, “Bu Ülke”nin “yerlileriydi.. Onlar, bize “Eylül”den değil, “Ocak”tan yadigârdı… Onlar, “Bizim çocuklardı… Ülkücülere,Ülkü yolunda can veren,kan verenlere selam olsun.Sağlıcakla kalınız..



, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com