Şehit Eşlerinin Tükenmeyen Sevdaları

Hiç bitmiyor şehit eşlerinin sevdaları… Bir fotoğrafa bürünüp uzanıyor sonsuzluğa. 2011 yılında kurulan Çanakkale Şehit Aileleri Derneği’nin kurucu üyelerinden olan ve halen başkanlık görevini yürüten Orman Bölge Müdürlüğü Personel Şefi Gülşen Uz diyor ki; “Her eve girdiğimde bir fotoğrafa ben geldim diyorum.”…

Çocukları yaşamına devam etmek zorunda olan bir şehit eşi kaç yarım hayatı göğüslemek zorunda kalır… 2011 yılında kurulan Çanakkale Şehit Aileleri Derneği’nin kurucu üyelerinden olan ve halen başkanlık görevini yürüten Orman Bölge Müdürlüğü Personel Şefi Gülşen Uz eşinin şehit düştüğü dönemde yaşadıklarını ve derneğin önemini gazetemizle paylaştı.

BENİM BABAM NEDEN FOTOĞRAF?

“Ben şehit bir polisin eşiyim. Eşim DHKP-C tarafından 1991 yılında şehit edildi.  Şehit aileleri olarak biz hep birbirimizle iletişim halinde oluruz. Bizim çok sorunumuz oluyor. Bir dernek kuralım, sorunumuzu tek çatı altında çözelim dedik. Ortak bir noktada üzüntülerimizi, sevinçlerimizi paylaşmak, bir arada olmak istedik. Dernek kuruldu. Çanakkaleli şehit aileleri ve gaziler olarak tek bir çatı altında toplanmış olduk. Hep birlikte geziler düzenliyoruz, birbirimizin önemli günlerinde bir arada oluyoruz. Karabigalıyım ben. 2007 yılından beri Çanakkale’deyim. Şehit eşim de Karabigalı idi. Ben bir şehit eşinin nasıl bu duruma dayanması gerektiğini biliyorum. Aynı yollardan geçtim. Eşim şehit olduğunda ben sekiz aylık hamile idim. Büyük oğlum da 8 yaşında idi. Hakkâri’de şehit olan askerlerden Astsubay Hüseyin Çetin’in de eşi de hamile idi. Onunla konuştuk, görüştük. Ona neler yapması gerektiğini, nasıl baş edebileceğini anlattım.  Hamileyseniz ve eşiniz şehit düştüyse yeni doğan çocuğunuza ileride babayı nasıl anlatacaksınız, bu o kadar zor ki… Aklı ermeye başlayınca çocuk baba demeye başlıyor. Çocuğa babayı bir fotoğrafı göstererek anlatıyorsunuz ve onu baba olarak tanımlıyor. Bir süre sonra çocuk babanın ne olduğunu anlıyor. Anne benim babam neden fotoğraf arkadaşlarımın ki fotoğraf değil diyor. Bu sefer neden böyle olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu sefer çocuğa seni babana götüreceğim diyorsunuz. Çocuk çok seviniyor. Hoplaya zıplaya gidiyor. Sonra yaklaştıkça anne burası mezarlık diyor size. Tamam, oğlum, babana gidiyoruz diyorsunuz. Çocuk tekrar, ama anne burası mezarlık diyor. Yaklaştıkça gerçekleri anlatıyorsunuz.”

“KANSERİ YENDİM, SEVDAMI YENEMEDİM”

Hayatın yükünü kaldırmak, her şeye omuz vermek güçlü olmaktan geçer. Ben eşim şehit düştüğünde 27 yaşında idim, 8 aylık hamile idim, bir oğlum daha vardı.  Ben evlendiğimde lise ikiden terktim. Eşim şehit düştüğünde kendimi okumaya, çalışmaya ve çocuklarıma adadım. Halkla ilişkiler ve işletme okudum. Ben o kadar güçlükler ile karşılaştım ki sabır ve gayretle yendim. Kendimi hep oyaladım, çalıştım, okudum. Çocuklarımın hem annesi hem babası oldum. Buna mecburdum. Tabii ki bir tedavi sürecim de geçti. Çok sevdiğim bir yakınım var dedi ki; “ Selahattin şehit düştü, üzülüyorsun. Ama bu gidişle dengen daha da bozulacak. Biz ilk zamanlar sana üzülürüz ama sonra yaptıklarına güleriz. Kendine güldürtme dedi.  Ondan sonra kendime geldim. Çocuklarım için ayağa kalktım. O kadar güçlüyüm ki ben kanser hastasıyım ama kimse bunu anlamaz bile. Lenfoma hastasıyım, iki defa ameliyat oldum. Ölene kadar tedavi olacağım ama kansere de yenilmedim.  Biz şehit eşleri güçlü olmak zorundayız.  Hiçbir zaman da çocuklarımın karşısında ağlamadım. Kayınvalidem ile de sürekli görüşürüz. Şehit eşleri genelde böyledir, ben onun yanına gittiğimde evladım geldi diye sarılır bana. Evimin hemen girişinde benim eşimin fotoğrafı durur. 26 yıldır kapımı ne zaman açıp, içeri girsem ben geldim derim… O beni karşılar, benimle dertleşir. Benim üzüntümü paylaşır.”

Dilek Akşen’in Haberi

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.