Neden Anlaşamıyoruz?

‘Ben mi anlatamıyorum sen mi anlamıyorsun?’ İşte insanların birbirine ne çok kurduğu cümle…  Bazen biz anlatamıyoruz, bazen de karşımızdaki bizi anlamıyor. Peki ya neden, neden birbirimizi anlayamıyoruz?

Halk Eğitim Merkezi ve Çanakkale Belediyesi ile ortaklaşa düzenlenen iletişim eğitimleri kapsamında ders veren İletişim Uzmanı Görkem Önal ile toplumsal iletişim konusunda bir sohbet gerçekleştirdik.  Sosyal yaşamda, sosyal medya hesaplarında, evliliklerde, iş yaşamında ve aile ilişkilerinde sağlıklı ve doğru iletişimin en temel noktası dinlemektir. Karşımızdaki kim olursa olsun onu dinlemeden anlamamız ve kendimizi anlatabilmemiz pek mümkün görünmüyor.

Birbirimiz neden anlamıyoruz?

G.Ö: “Dinlemiyoruz da ondan. Sosyal yaşamda iletişim insanımızın en büyük problemi karşısındaki yeteri kadar dinlememek, dinlemediği için anlamamak, anlamadığı için de olduğundan farklı yorumlamaktır. Yani iletişimin en kilit meselesi dinlemektir. Dinlemeyi bildiğimiz zaman, uygun kelimeleri de seçersek doğru iletişimi sağlayabiliriz. Bazen sadece dinleyip konuşmak da yetmez. Yazılı ya da telefonlar aracılığıyla iletişim kuruyoruz. Jest ve mimikler bu anlamda çok önemli. Tek kanaldan yapılan iletişimler çok yanlış anlaşılabiliyor. Ancak birçok mesaja, ‘Kızdın mı, Sorun mu Var’, cevapları ile dönülebiliyor.  Bir şeyi ver demek var, verir misin demek var, rica etsem verir misin demek var. Tüm bunlar basit ama çok önemli şeyler. Karşımızdaki kişiyi analiz etmiyoruz. Ben yanlış anlamıyorsam o da anlamaz diye düşünüyoruz.

Bazen çok hırçın gençler görüyorum, sence de sorun ailede mi başlıyor?

G.Ö: “Bebeğimize başka davranmalıyız, çocuğumuza başka, ergen çocuğumuza daha başka.  Yani çocuğun yaşı ve özel durumu bu noktada çok önemlidir. En büyük yapılan yanlış çocuğu ayrı bir birey olarak kabul etmemektir. Sen çocuksun, anlamazsın, büyükler konuşuyor gibi ifadeler çocuğun karakterini de olumsuz yönde etkiler, sağlıksız bir iletişim yoludur. Çocukların da bir algı dünyası var. İletişim dünyaları var. Biz bu algı dünyasına göre hareket etmek zorundayız. Özellikle de bebeklerimiz bizim oyuncaklarımız değildir. Bazı ebeveynlerin çocukları hiç büyümüyor.Herkes çocuğu için iyi şeyler düşünebilir ama herkes çocuğu için iyi şeyler yapamaz.

Evlilik hayatındaki mutsuzlukların da temelinde iletişim sorunu yatıyor mu?

G.Ö: “Evlilik ilişkilerinde en büyük problem dinlememektir. Evli bireylerin en çok yaptığı hatalardan biri de sinirli ve gerginken iletişim kurmaya çalışmaktır. En çok ne söyler çiftler birbirine, ben mi anlatamıyorum sen mi anlamıyorsun. Zamanlama çok önemli. Eşler birbirlerini kırmaktan çekinmelidir. Kızgınlık geçiçidir, uzlaşmaya varılır. Ancak kırgınlığı gidermek çok daha zordur. Ülkemizde para, eşlerin sevgisi gibi sorunların dışında en büyük problem aile ilişkileridir. Ülkemizde bir kaynana algısı var. Bu algı televizyonlar aracılığı ile de pompalanınca daha da yerine oturuyor. Bu biraz da kuşak çatışmasıdır. Tarafların birbirlerinden beklentisi kendi zamanlarına göre değil de karşısındaki kişiye göre olsa sorun kalmaz. Empati kurmak çok önemlidir.  Tartışmasının bilmeyenler kavga ederler. Aile düzenimiz hiyerarşik düzene göre kurulu olduğu için anne baba gelin damatın biraz üstünde kalıyor. Günümüzün gerçekliği ile geçmişten gelen geleneğin yeterince revize edilmemesi sorun doğurur.”

İş yerlerinde ya iş arkadaşınızı çok seversiniz ya da nefret edersiniz, nasıl bir iletişim yolu kurmak gerekir?

G.Ö: “İş yaşamında personelin aşırı samimiyetini yersiz buluyorum. İnsanlar birbirlerine sıcak davranmalı, saygılı olmalı, birbirlerinin çalışma enerjisini yükseltmelidir.  Ancak birbirleri ile rekabet etmemelidir. Daha çok ortaklaşa bir emek ile dayanışma içerisinde çalıştıkları kurumu daha yukarı çıkarmayı hedeflemeliler.  İş yaşamı bir takım oyunu gibidir. Herkes görevini iyi yapar ve iyi motive olurlarsa ortaya iyi bir iş çıkar.  İletişim ve personelin mutluluğu çok önemlidir. İşe mutlu gelen ve mutlu ayrılan personel daima başarılı olur. Herkes yetkisini ve yetkisinin sınırlarını bilmelidir. Mesela özel hayat gerekçesi ile Fransa’da hafta sonu mail atmak, mail cevaplamak yasaklandı. Ülkemizde birçok çalışanın mesai sınırı yok, özgürlük yok.”

Sosyal paylaşım sitelerinde de sürekli bir iletişim halindeyiz…

G.Ö: “Bir iş kaynakları uzmanından özgeçmiş hazırlama tekniği dersi aldım. Bana söylediği şey şu oldu.  ‘Adayın özgeçmiş dosyası iyiyse sosyal medya hesaplarına bakıyoruz. Paylaşımları kurum değerlerine uygun mu değil mi diye.’  Hesaplarımızda paylaştığımız siyasi görüş mesajları,  dini görüş mesajları bizim dijital kimliklerimizdir ve herkese açıktır. O yüzden bu mecrada çok dikkatli davranmalıyız. Uç noktalara çok dikkat etmek gerekiyor, ya da bu gibi paylaşımların sorumluluklarını tamamıyla yüklenmek ve kabul etmek. Çünkü bu paylaşımlar yaptırımı olan paylaşımlar olabiliyor bazen. Mesela ben siyasi paylaşım yapan biri değilim bu benim bir siyasi görüşüm yok demek değildir.  Bir insanı tanımak için neler okuduğuna, dinlediğine bakarsanız bir fikir edinirsiniz ancak o kişi hakkında yargıya varmak için bu yeterli değildir.”

Söyleşi: Dilek Akşen

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.