TİYATRO GİBİ!

Kreşten başlayarak, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite bitiminde kep fırlatmak, balo yapmak adet oldu. Hadi Üniversite neyse. Kreş ne demek oluyor? İlk okul niyekine? Millete mali bir külfetten başka bir şey değil. Eskiden böyle şeyler olmazdı. İşin moku çıktı. Küçük bebeler, boyanıp süslenip özel kıyafetler giydirilip insanların önüne çıkartılıyor. Bir de Üniversitelerin yıl sonu etkinlikleri var. Vur patlasın, çal oynasın. 40 gün 40 gece. Bu tiyatroyu görünce hayıflanıyoruz. Eski zamanlarda okuyan öğrenciler, salak mıydı? Çoğu velinin bu durumdan rahatsız olduğunu biliyoruz. İlkokulda yapılan masraf en az 150-200 lira. Asgari ücretin 5 de biri. Yahu böyle eğlenceler, tiyatrolar yapacağınıza, tatilde çocukların kendilerini geliştirmeleri için, başka bir şeyler alsanız, daha iyi olmaz mı? Amansız bir israf toplumu olduk vesselam. İlkokul son sınıfta okuyan bir kızımız. Dedesi ile birlikte, kuaförden geliyorlar. Saçı yapılmış. Karga yuvası gibi. Dudakları yüzü boyalı. Yuh dedik. Adam, namazında niyazında. Mutaassıp, ama ne yapsın? Çocuklar yarıştırılıyor. Mecburen isteklerini yerine getiriyorlar. Kabahat Milli eğitimde. Öğretmenlerde. Bu tür etkinlikleri yasaklayacaksın. Varsa bir faydası, son sınıflarda, mezuniyetlerde değil de, her sınıf sonunda yapılsın! Hatta ara sömestri de bile yapılsın! Ancak nafile bir şey. Kimseye faydası yok. Zarardan başka..

BABALAR GÜNÜ

Eskiden babalar günü yoktu. Bizim babalarımız, Babalar gününü görmeden göç edip gittiler. Allah ahrete intikal eden babalarımıza rahmet eylesin. Yılda birgün, Öğretmenlerimizi, Analarımızı, Babalarımızı hatırlıyoruz. Neden acaba? Her gün hatırlasak fena mı olur? Yukarıda anlattığımız gibi, bugünler de israf yapılsın diye hazırlanmış senaryolardır. Bakınız bankalar bile bugünler için kredi veriyor. Mağazalar indirim yapıyor. Anamıza, babamıza illa da hediye mi almamız lazım? Ziyaret edip elini öpsek, boynuna sarılsak onlar için yetmez mi? Elbette yeter. Neyse. Bu Pazar Babalar günü. Babalar gününüz kutlu olsun

GÜLMECE

Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:
-Namaz saati! Demiş, başlamış kılmaya. Rekât üstüne rekât, selam üstüne selam. Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş: -Yahu bu ne uzun namaz böyle? -Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım! Demiş hoca. Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza. Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış: -Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! Diye cevaplamış Bektaşi.
Hoca şaşırmış: -Yahu olur mu böyle şey? Bektaşi gülmüş:
-Yüce Allah(c.c)senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşini mi niye kabul etmesin? Sağlıcakla kalınız.
 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.