OLDU MU HOCA EFENDİ!?

Günlerden Cumartesi. Merkezdeki bir Camiye öğlen namazı için gittik. Caminin önünde Cenaze arabası var. Ancak yanında, yöresinde bir Allah’ın kulu yok. Musalla taşında da Cenaze yok. Herhalde hava sıcak diye, o yüzden araçtan çıkarmıyorlar. Nitekim arabanın içine bakınca şoförü gördük. Düşündüğümüz gibi olduğunu anladık. Evet. Bir Cenaze vardı. Ancak kimsesi yoktu. Aklımıza Yunus EMRE’nin dörtlüğü geldi;

Bir garip ölmüş, diyeler.

Üç günden sonra duyalar.

Soğuk su ile yuyalar.

Şöyle garip bencileyin.

Öğlen namazı için içeri girdik. Namazı kılıp, herkesten önce dışarı çıktık. İki genç, caminin demir kapısı önünde dikilmiş. Duvarın arkasında da üç bayan var. Gençler, “Abiler. Bir El atalım. Cenazeyi arabadan alalım” diye seslendiler. Üç dört kişi daha alıp, cenazeyi musalla taşına koyduk. Tatil günü. Cemaat da az. Toplam 20-30 kişi namaz için vaziyet aldık. Hoca efendi geldi. İki kere, “Meyyideye olan haklarınızı Helal ediyor musunuz?” “Ediyoruz” dedik. İkinci defa sordu. Amma ve lakin üçüncüyü sormadı. Müzezzin, duyuruyu yapıp, “uyun hazır olan imama” dedi. Biz de uyduk. Esselamün aleyküm diye selam verdi. Hoca efendi, “Alın Cenazeyi” dedi. Yani  “gömün anasını satayım” gibi oldu!

 

FATİHA NEREDE?

Peki ne oldu? Bir eksiklik var mı? Farkına varmadınız değil mi? Yahu cenaze gelmiş, ne başlarken, ne bitirirken bir Fatiha okutmadı. Acaba neden? Sahipsiz mi? Fakir mi? Zarf şişkin olmayacak mı? Ayıptır. Günahtır. İmam böyle yaparsa cemaat ne yapmaz! Cenaze namazı kıldırmak imamın görevidir. Bunun için para alır. Bre Allah’tan korkmaz. Niçin görevini eksik yapar da mevtayı Fatihasız gönderirsin? Bu iktidar döneminde imam efendiler bir çeşit oldu. Devlet kendilerinin zannediyorlar. İktidardan yana olmayanları da kapıkulu zannediyorlar. Partinin arka bahçesi olmuşlar vesselam. Sırtlarını partiye dayamışlar, görev yaptıkları yok. Yine AKP döneminde palazlanıp, salya sümük ağlayıp, milleti de inandıran din tüccarlarına sormak lazım, “Hocam. Cenaze namazında, Fatiha okumak şart midur?” Soru sormak konusu gündeme gelince, Nasrettin hocadan bir fıkra anlatmak istedik. Hocaya sormuşlar, ‘Hocam. Tuvalette sakız çiğnemek caiz midir?” Hoca cevap vermiş; “Vallahi caizdir. Ama dışarıdan görenler mok çiğnediğinizi zannederler!”

 

GÜLMECE

Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi’ye ‘sen de gel’ demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:

-Bizimki de burası, demiş. Duadan sonra bir yağmur bir yağmur; ortalığı seller basmış. Bektaşi’nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:

-Ulan, demiş; kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösteren de…**** Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar. Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı: -Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister. Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir: -Allah büyüktür amma kayık küçük! Sağlıcakla kalınız.