EMEKLİYE MÜJDE Mİ ACABA?

Dün okuduğum bir haberde 2000 yılı sonrası emekli olanların maaşlarının hesaplamasının değişmesi gerektiği ve 860 TL olan alt sınırın bu hesaplama ve zamdan sonra 300 TL arttırılarak 1160 TL olacağı şeklinde bir içeriğe rastladım. 2000 yılı sonrası bir emeklinin alt sınır olan 860 TL emekli aylığının Euro cinsinden karşılığı 215,53 Euro. Büyük ekonomik krizlerle mücadele eden Yunanistan’da ise bu rakam 683,76 Euro. E tabi birde alım gücü faktörü var ki en önemli nokta da bu zaten. Domatesin kilosunun 10 TL ye kadar çıktığı, kırmızı etin kilosunun 34 TL olduğu, dünyanın en pahalı akaryakıtının kullanıldığı ve saymakla bitmeyecek kadar bu listenin uzayabileceği bir ülkede zaten alt sınırın 860 TL olması tartışmaya bile açık olmaması gerekirken, 300 TL zam olma ihtimalinin emeklide yarattığı mutluluk paha biçilemez oluyorsa, orada bir takım sorunlar olduğu aşikârdır. ‘Ekonomide günden güne atılan dev adımlar’ adı altında okuduğumuz her haber bir lütuftan ziyade sosyal devletin bir görevi değil midir? Emeklisini de, çalışanını da ekonomik açıdan refah seviyelerinde yaşatmak ve açlık sınırının üzerinde bir alt sınır ve asgari ücret tutar çalışmaları yapmak da yine devletin görevleri arasında değil midir? Aslında ilginç olan nokta bu haberin paylaşımı sırasında içeriğinde yer alan ‘Türkiye sosyal politikalar alanında dev adımlara sahne olurken, hükümet güçlü devlet vizyonuyla yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor’ cümlesidir.

Ülkemizde şu an vatandaşlarımızın 200 çeşidin üzerinde vergi ödemesi zaten bu uygulamaları çoktandır hak ettiğimizin en büyük kanıtıdır. Ülkede yıllardır gerçekleşen her türlü kur ve faiz değişimlerinden her zaman zararlı çıkan sade vatandaş olmuştur. Bu 300 TL’lik denge güncellemesi ise bir lütuf değil hak ediştir. Enflasyonun 11-12 seviyelerinde gerçekleştiği zamanlarda asgari ücret ve emekli aylıklarındaki düzenleme kaçınılmaz olmalıdır ki alım gücü dengelerinde vatandaşın mağdur olacağı bir ortam oluşmasın. Sadece maaşlarda yapılan iyileştirmelerle de yetinmenin faydası olmayacağı ve enflasyon oranlarını en çok etkileyen gıda sektöründe artık sağlam ve etkili adımların atılması zamanının çoktan geldiği noktasında herkes hemfikirdir diye düşünüyorum. Bunun için ilk önce ithalat anlayışımızı değiştirmeli ve iç piyasadaki fiyat dengelerini gerekli düzenlemelerle ve gerekiyorsa yaptırımlarla daha stabil durumlara getirmeliyiz. Yani tarladan 1 ile 2 lira arasında çıkan domates vatandaşın evine kilosu 8-10 TL’den girmemeli. Domates sadece bir örnek. Gıda sektöründe bu ve bunun gibi daha birçok örneğe rastlamak mümkün.

Tabii üretici ve çiftçinin de sorunları daha iyi anlaşılmalı ve gerekli müdahaleler yapılmalı. Teşvik ve hibelerdeki çalışmaların gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması ise elzemdir. Üreticiyi sadece maddi olarak desteklemenin yanında eğitim olarak da geliştirmeyi ön plana çıkarmanın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu alanda yaptığı çalışmaların sayısının arttırılmasın da yine çok önemli olduğunu söylemeden geçmeyelim. Zira domatesin ve diğer tarım ürünlerinin bu kadar zamlanmasının altında yatan nedenlerin başında çiftçinin ve üreticinin, hastalıklarla ve zararlılarla ne şekilde mücadele edeceğini yeterli seviyede bilmediği yatıyor desek yanlış olmaz. Arayışımızı kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli yatırımlara yöneltmediğimiz her gün, bu tarz sorunlar yaşamaya, emekli ve asgari ücret rakamlarını tartışmaya ve domatesin durdurulamaz yükselişini seyretmeye devam edeceğimiz acı ama gerçektir.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.