SORUN İHRACAT MI? İTHALAT MI?

SORUN İHRACAT MI? İTHALAT MI?

2015 yılının Kasım ayında Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra bu ülkeyle siyasi ilişkilerin kopma noktasına gelmesi beraberinde Rusya’nın ekonomik ve ticari bazı yaptırımlar uygulamasına neden olmuş, kriz en yoğun olarak ihracat alanında hissedilmişti. Hatta kuru ve yaş meyve sebze tırlarımız, Rusya gümrük kapılarında günlerce bekletilmiş ülkeye alınmamış, binlerce ton meyve sebze zayi olmuştu. Zaten komşu ülkelerimizde yıllardır devam eden iç savaşların ortaya çıkardığı güvenlik tehdidi ve mülteci kriziyle zorlanan ekonomimiz, bir de Rusya hükümetinin ticari anlaşmalar üzerindeki yaptırımıyla 2016 yılını ihracat açısından yeterli bir seviyede noktalayamadık. 2017 yılına ihracat rakamları bakımından iyi başlayan ülkemiz ilk çeyrek sonunda 37.868.666 bin Dolar olarak gerçekleşirken, Rusya ile olan uçak krizinin atlatmamızla bu ülkeye yaptığımız ihracat 2017 ilk çeyreğinde 2016 yılına oranla yüzde 41 artış gösterdi.

Türkiye’de ekonomi alanında hizmet veren kamu ve özel sektör, STK ve işadamları bazında baktığımızda ihracatın artması için gözle görülür ve aksi iddia edilemeyecek kadar bariz birçok atak içerisinde olduğumuz aleni bir şekilde ortada. Dünya üzerinde yeni pazar arayışlarımız her geçen gün meyvesini vererek bu alanda yapılan çalışmaların ne kadar gerekli ve yerinde olduğunu kanıtlar nitelikte. Türkiye’deki yerli yabancı çok sayıda şirketin Ar-Ge konusuna ne kadar eğildiğini ve bu alanda yaptığı yatırımları zaten rakamlar ortaya koyuyor. İnovasyona verilen önem ise yıldan yıla artış göstermeye devam ediyor. Yani özetleyecek olursak, biz ülke dışına ürün ve hizmet satmak için yapılması gereken ne varsa yapmaya çalışıyor. Ancak bu aralar ihracatımızı olumsuz etkileyen bir konu var ki trajikomik olarak değerlendirmek yersiz olamayacak. Bir gazetenin dünkü haberinde geçen ibare aynen şuydu; ‘Dünyadaki konteyner devlerinin birbiri ardına batması Türkiye ihracatını da sarstı. Türkiye’nin siparişleri Yunanlı armatörlerin kontrolüne geçerken fiyatlar da karaborsada belirleniyor. Haziranda 400 milyon dolarlık risk var.’

Tabiri caizse bu konuyu daha basit anlaşılır bir örnekle somutlaştırmak isterim. Pazarda elma satan bir esnafsınız. İşleriniz ne oldurur, ne öldürür şekilde ilerliyor. Ama bir gün bir pazarda tam müşteriyi yakalıyorsunuz ve satışlarınız artacak bir bakıyorsunuz ki poşetiniz kalmamış. Evet, elmayı içine koyup müşteriye vereceğiniz poşetiniz kalmamış. Böyle olunca da müşteri diğer bir tezgâhtan elma ihtiyacını karşılamak için sizin tezgâhınızı terk ediyor. Dünya üzerinde konteyner üretimi yapan firmalar ardı arına iflas bayrağını çekince, konteyner fiyatları da karaborsaya düştü. Pazar var, ürün ve hizmet mevcut, ama konteyner yüzünden bunu alıcıya ulaştıramıyoruz. Galiba bu durum bizim B, C, D planlarımız olmamasından da kaynaklanıyor biraz. Daha önceki ihracat ve ekonomi üzerine yazdığım yazılarımda da belirtmiştim. Bu ülkeye dışarıdan girecek her bir dövizin hepimize faydası var. Yani ihracatın arttırılması için yapılan çalışmaları ve harcanan emekleri görmezden gelmek mümkün değil. Ama ihracat yapamasak bile ithalatımızı azaltacak hamleler ve ikinci, üçüncü planlarla cari açığı koruyabilir, bu tarz tüm dünyayı olumsuz etkileyen lojistik krizleri daha kolay atlatabiliriz. Kısaca ihracatımızı arttırmak adına verdiğimiz emek ve mücadele kadar, ithalatımızı azaltmak için de aynı çabayı göstermeliyiz ki bu tarz olumsuzluklardan çok daha küçük krizlerle sıyrılabilelim.



,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.