ZAMLARA ALIŞMAK

ZAMLARA ALIŞMAK

Her güne bir zam haberiyle uyanmaya başladık. Sebze ve meyvede zaten fiyatların, alım gücünün çok çok üzerine çıktığını göz önünde bulundurursak ve buna kırmızı et fiyatlarının da asgari ücretle alınabilecek rakamların üzerinde olduğunu eklersek bu şartlarda balık ve tavuğa yönelmekten başka çaremiz kalmıyor. Nisanda av sezonunun kapanmasıyla balık fiyatlarında meydana gelen artıştan sonra tavuğa yönelmeye karar vermiştik ki bir zam haberi de oradan geldi. Kilosu 11 TL’ye satılan tavuk, artık kilosu 17 TL’den satılacak. Domatesin kilosunun 6 TL’ye çıkmasının ardından Çanakkaleli tavuk dönercilerin bazıları artık ekmeğin arasına domates koyamıyor. Yarım tavuk ekmeğin 3 TL’den satıldığı kentte, domatesten sonra tavuğa gelen zam karşısında tavuk dönercilerin tutumunun ne olacağı merak uyandırırken halk olarak tek temennimiz ise ekmeğin arasına tavuk koymaktan vazgeçmemeleri. 1 Mayıs tarihinden itibaren Çanakkale’de 250 gram ekmeğin de fiyatının 1.25 TL’ye çıkarılması ise beklenmeyen olaylar arasında yerini almadı. Çanakkale’de ekmeğe ilk zam denemesini 2014 yılında yapıldı ama bu zamma Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, mahkeme yoluyla karşı çıkınca rakamlar 1 TL’ye geri çekildi. Ancak bu defa yapılan zamma Çanakkale Valiliği ve Çanakkale Belediyesi de onay verince kent sakinleri olarak bizlerin bunu kabullenmekten başka çaresi kalmadı.

Bu zamlarda asıl dikkat çekici nokta ise zamların dayandırıldığı nedenlerin başında yer alan asgari ücretin zamlanarak 1404 TL olması… Yani asgari ücret bundan üç yıl önce 860 TL iken aynı olan fiyatların, asgari ücretin 1404 TL olmasından sonra aynı kalamayacağına olan inanç, beraberinde zamları getiriyor. Bir ülkede asgari ücrete neden zam yapılır? Hayat standartlarında yükseltme yapmak ve alım gücünü arttırmak için. Eğer asgari ücret 1404 TL oldu diye hemen her sektörde zam rüzgârları esecekse bunun hiçbir anlamı kalmıyor. Asgari ücreti 5000 TL yapıp domatesin kilosunu 30 TL, ekmeğin tanesini 5 TL yaptıktan sonra asgari ücrete yapılan zammın bir anlamı kalıyor mu? Yoksulluk sınırının 4823 TL, açlık sınırının ise 1480 TL olduğu ülkede zaten açlık sınırının altında belirlenen asgari ücretin, sağlıktan, ulaşıma, giyimden, gıda sektörüne kadar hemen her alanda yapılan zamlarla fazlasıyla geri alınması nasıl bir alım gücünü beraberinde getiriyor.

Tabi burada tek bir tane suçlu aramak niyetinde de değilim. Vatandaş olarak bizim de üretme konusunda çok da başarılı olduğumuz söylenemez. Ancak tüketim noktasındaki alışkanlıklarımızı düzeltme noktasında gayret gösterdiğimiz de söylenemez. Hal böyle olunca gelirin gideri karşılamadığı ve sürekli borçlanan bireylerin günden güne sayısının arttığı da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. İhtiyaçtan fazlasını tüketen hatta ihtiyacı olmayan şeylere sahip olmak isteyen kitlelere bankalar ihtiyaç kredisi adı altında sağladığı kredilerle halk sürekli borçlu hale geliyor. Dünyada karşılıksız paranın her geçen arttığı gerçeğini de göz önünde bulunduracak olursak ekonomik olarak biz nasıl bir geleceğin beklediği ve herhangi bir ekonomik tıkanma halinde mağduriyetlerin ne seviyelerde gerçekleşeceği sorularını biraz daha fazla sormalı sanki…



, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.