Ülkemizde yaşayan en eski kispet ustası

Pehlivanın yarısı, kispet ustası

UNESCO, Yaşayan İnsan Hazinesi olarak seçti Bigalı Kispet Ustasını… Kispetin yaşayan son ustası, babası… İrfan Usta… Alelade bir giysi değildir kispet…  Yağlı güreşte kispetin yırtılması, ayaktan çıkması mağlubiyet anlamına gelir. Uykusuz bekler güreşçiler kispetlerinin dikilmesini. Törenle, duayla giyerler.  Pehlivanlar der ki; “İrfan Usta’nın yaptığı kispeti giyen yenilmez.”

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) somut olmayan kültür miras çalışmaları kapsamında 2010 yılında “yaşayan insan hazinesi” seçilen Bigalı usta İrfan Şahin, 61 senelik deneyimiyle artık minyatür kispetler yapmaya başladı. Doğum yeri Eğridere, tarih 1942. Kardeşle bir kurşun kalem bölüşülüyor, fakirlik o safhada… Gerisini kendi anlatıyor Usta:

“İNŞALLAH, KİMSENİN YAPMADIĞI BİR MESLEK OLUR”

“Babama dedim ki ben bir sanat öğrenmek istiyorum. Tanıdıkları çoktu Biga’da. Bir  saraç çok yaşlanmış yanına çırak arıyormuş. Sordu bana babam çalışır mısın diye. Ellerimi havaya kaldırdım inşallah dedim. İnşallah kimsenin yapmadığı bir meslek olur. Ustam beni günlerce denedi. O zamanlar ustalar her geleni çırak olarak kabul etmez. Sonunda çırak oldum ama o zamanlar güzel meslek saraçlık. Hayvanlara koşum, yular yapıyoruz. Yazları da kispet dikiyoruz. Zamanın ünlü pehlivanlarına kispet dikiyoruz. Hasan Acar, İhsan Yıldırım, Kör Sezai Mehmed Ali Yağcılar.  4-5 sene çalıştık. Bir gün ustam çok hasta oldu. Gittim hastaneye, elini öptüm. Ustam dertli. Yenice’den bir pehlivanın kıspet siparişi vardı, yapamadık. Dedim “usta ben yaptım, gönderdim, dert etme”. Ustam sevindi ve kanaat getirdi artık usta olduğuma”. Gel zaman git zaman kızı ile evlendirdi beni. Tabii ben çok mutlu oldum. Bir sene sonra da vefat etti.”

PARASI AZMIŞ, AZ OLSUN

“Dünyada geliri en az olan meslek belki kispet ustalığıdır. Bağkur maaşım var onunla geçiniyorum. Allaha çok şükür iki de oğlum var.  Kispetin maliyetleri de az para değil. Ama pehlivanlarla birlikte olduğun zaman bu işten vazgeçemiyorsunuz. UNESCO beni yaşayan insan hazinesi olarak seçti. 1967 senesinde Türkiye’de iki tane kispet ustası vardı. İstanbullu Hidayet Usta, Bigalı Mustafa Usta. Ben Mustafa Usta’nın kalfasıyım. 1966-67 senelerinde ikisi de üç ay arayla vefat etti. Türkiye’de tek ben kaldım. Daha 25 yaşında idim.. İki usta da vefat edince pehlivanlar nerde kispet yaptıracağız diye endişelendi. Beni pek tanıyan yok kendimi de ispat etmem lazım. Ordulu Mustafa beni tanırdı. Davet etti Kırkpınar’a. Gittim, çayırda ölçüsünü aldım. Bir yazı çıktı Günaydın Gazetesi’nde; “Pehlivanıylan, çayırıylan, davulu-zurnası, hakemi, ağasıylan, Kırkpınar Meydanı’nda gencecik bir kispet ustası” diye. Ordulu Mustafa o kispetle 28 sene alınamayan altın kemeri 1966,1967,1968 senelerinde Başpehlivan olarak aldı. Ben de anladım ki bu meslek benim hayatım olacak.  O zaman çok ünlü oldum. Kazancı çok değildi ama Allah var aç kalmadık, çocukları okuttuk, çok şükür.”

NASIL BIRAKIRDIM GÜREŞ MEYDANLARINI

“O yıllarda herkes Almanya’ya işçi olarak giderdi. Ben meydanları bırakıp gidemedim. Nasıl gideyim, ben gitsem pehlivanlar ne yapacak. Kime yaptıracak kispeti. Ben kispetin dikilmesini beklerken uyku uyuyamayan, dikildiğinde kispetine sarılıp uyuyan koskoca pehlivanlar gördüm. Onlar bu işi bu kadar sevgi ile yaparken ben nasıl giderim Almanya’lara? Bir keresinde Edirne’nin bir köyüne kispet diktim yolladım. Kispetin ulaşması birkaç gün alıyor. Aradım telefonla bir kadıncağız çıktı.  Dedim “Ben İrfan Usta, kispet ustası Ahmet’in kispetini yolladım, iki gün sonra ulaşır, alırsınız. Kadıncağız başladı ağlamaya, hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Bir yandan sesleniyor Ahmet’i çağırın! diye, dedim teyze ne oldu? ‘ Oğlum dedi sen ne mübarek insansın, parasını almadan kispeti yollamışsın. Benim oğlan uyku uyuyamaz kispet gelecek diye. Allah’ta seni mutlu etsin.’ Diyeceğim o ki kispet alelade bir giysin değildir. Törenle duayla giyilir.

MAKİNEM BENDEN YAŞLI, 120 YILLIK

Geçen seneye kadar müzelere bile kispet dikebiliyordum ama artık yaşlandım ve dikemiyorum.  Samsun’da Antalya’da çıraklarım var. Bu mesleği yaparken sigara ya da içki içersen çok etkileniyorsun. Deri kokusu zaten insanı etkiliyor. Kullandığımız yapıştırıcı malzemeleri de aynı şekilde.  65 yaşında bir çırağım var ama şu anda astım hastası oldu. Ben ne içki içtim ne sigara içtim. Gençliğimde iki üç günde bir kispet dikerdim. Artık eskisi gibi değilim. Üç ay oldu, oğluma diktiğim kispeti bitiremedim. Şimdi her şeyin makinesi çıkmış. Biz kispetin her şeyini elimizle yapardık. 13-14 yaşımdan beri güreşin içinde bir insanım. 13 yaşımda ustama çırak oldum. O gün bugün ille gelir buranın kokusunu alırım. Benim makinem benden daha yaşlıdır. Belki 120 senelik vardır. Yıllarca hakkımda yapılan haberlerin gazete sayfalarını sakladım. Hayat Mecmuası’nda haberim çıkmıştı. Hepsini buralara astım. Bu küçük odayı kendime müze gibi yaptım.  Yıllarca benimle yapılan haberlerin gazete sayfalarını sakladım. Bir sürü plaket almıştım. Ama bir sene bir hırsız girdi buraya sarı diye plaketlerimi çaldı.”

PAÇANI TOPLA

“Güreşte her şeyin bir anlamı vardır. Paçalarda 4 metre ip vardır. O ip güreşe çıkmadan sıkıca bağlanır. Güreşçiler birbirlerini kontrol ederler. Eğer paça sıkı bağlı değilse, paçanı güzel bağla der. Eski güreşler günlerce sürerdi. Yağlı güreş değişti. Benim çocukluğumda iki tane pehlivan çıkar ortaya saatlerce güreşirdi. Zamanında Kırkpınar’a 300 tane pehlivan giderdi. Şimdi 1000-1500 pehlivan katılıyor. Pehlivanlar şu anda 40 dakika güreşiyor. 10 dakika sonra puanlama. Benim çocukluğumda, manda derisinden yapılırdı kispetler. 1960 yılından sonra tabakhanenin gelişmesiyle beraber dana derisinden yapılmaya başlandı ve pehlivanlar çok teknik güreş yapmaya başladı. Biz 10 kiloluk kispeti, 1 kilo 800 grama kadar düşürdük. Zamana biz de uyduk.”

BİGA DA USTAYI TEMSİL ETMELİ

Kendi imkânlarımla bu atölyeyi bu hale getirdim. Benim sürekli misafirim gelir. Sadece Türkiye’deki güreş meraklıları değil, yurtdışından da sürekli burası ile ilgilenen misafirim olur. Ben bu zaman kadar ne devletten, ne belediyeden bir kuruşluk yardım almadım. Son kıspetimi Ahmet Taşçı’ya yaptım.  Eski Biga kaymakamı Fatih Genel bir gün bana dedi ki, “ Usta Ahmet Taşçı’yı çok seviyorum fakat hiç tanışmak kısmet olmadı. Ahmet Taşçı’yı Biga’ya getirebilir miyiz?” Taşçı’ya telefon ettim. Sağ olsun kırmadı bizi, geldi. Birlikte vakit geçirdik. Giderayak kaymakam beye döndü, dedi ki, “ Beni çağırdınız ama ustamdan bir ricam var. Ben onun kispetini 30 sene giydim bana son olarak bir kıspet yapsın”. İçim cız etti.  120 kiloluk adam, ben gelmişim kaç yaşıma.. Neyse ona güzel bir kıspet yaptık. Vali Ahmet Çınar döneminde bir festivale gittiğimizde Ahmet Taşçı Kıspeti diye sergiledik. Yüzlerce insan fotoğraf çektirdi. Gittiğimiz her yerde Biga’yı temsil ettik.”

SON KISPET EVLATLARA

Fatih Genel yine bir gün dedi ki, “Şu kıspetin kitabını yazmadan buradan gitmek istemiyorum. Biz toplandık kitabı yazdık. İş kitabı bastırmaya kaldı. Rahmetli İbrahim Bodur’un torununa bir kıspet diktim. İsmini kıspete işledim. İbrahim Bodur’ a kitabın basımında yardımcı olmasını rica ettik. Lafı mı olur dedi.  Kitaplar basıldı, geldi. Bu da bize hatıra kaldı. Şimdi son olarak iki oğluma bir kıspet dikiyorum. Özel olsun diye siyah iplikle işliyorum. Torunlarıma da minyatür kıspetler yaptım. Benden onlara bir hatıra kalsın. Yaza kadar ancak bitiririm…”

Kıspet yapımında kullanılan yapıştırıcı kimyasallar nedeniyle sağlık sorunları yaşayan İrfan usta, aktif şekilde kıspet dikmese de ilerlemiş yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen her gün kendince derleyip topladığı müzesine geliyor, deri kokusunu soluyor.  O gittiği her yerde Biga’yı temsil ediyor. Ama gördük ki Biga ustasını pek temsil edemiyor… Usta ne pehlivanları ne meydanları öksüz bıraktı…

Dilek Akşen Yıldız Sağlam

 



, , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.