18 MART VE KÖPRÜ

18 MART VE KÖPRÜ

Çanakkale 1915 Köprüsünün temeli atıldı. Hayırlı olsun. Çok büyük bir proje. Yılların hayali gerçek oldu. Yanılmıyorsak 1990’lı yılların başlarıydı. Belediye başkanı, rahmetli Orhan UĞUR, bir köprü resmi yaptırıp, Uğur köprüsü adı altında, iskelede sergiliyordu. Daha sonraki yıllarda, çeşitli hükümetler bu konuda çalışmalar yaptı. Hatta çoğu zaman seçim malzemesi oldu. Ama bir türlü gerçekleşemedi. Bu muazzam eser AKP Hükümetine nasip oldu. Hükümeti tebrik ediyor, kutluyoruz. Çanakkale Boğazını, bir inci kolye gibi süsleyecek bu eserin, ismi de çok güzel. Hani eskiler derler ya? “İsmi ile müsemma” Aynen öyle… “1915 Çanakkale Köprüsü.”

BİNDİRİLMİŞ KITALAR!

AKP iktidarı, son yıllarda 18 Mart Törenlerini, siyasi amaçla kullanıyor. Türkiye’nin her yerinden otobüslerle insanlar taşınıyor. Masrafları, iaşeleri karşılanıyor. Bu kutsal günü, ne yazık ki, siyasi şov haline getiriyorlar. Bu yıl da Referandum mitingi haline getirildi. Ne yapalım? Alışkanlık haline geldi. Ya 2 yıldır, koca bir şehrin Belediye Başkanına, yapılan çirkin hareket. Yazıklar olsun. Yuh olsun. Seversiniz sevmezsiniz. Siyasi rakibinizdir. Nitekim biz yeri geldiğinde eleştiriyoruz. Hatta yerden yere vuruyoruz ama hakaret etmiyoruz. Türk Tarihi için, en önemli kutsal günlerden biri olan, 18 Mart’ta, Türk’ün Kahramanlığını anlatan, siyasi bir konuşma yapmayan Belediye Başkanımız, Sayın Ülgür GÖKHAN’a, yapılan terbiyesizliği kınıyoruz. Yapılan bu saygısızlığı, Çanakkale halkına yapılmış olarak addediyoruz. Kendisi CHP’den seçilmiş olabilir. Yönetiminde, davranışlarında hatalar olabilir. Ancak kendi partisinden olsun ya da olmasın bütün Çanakkale halkını temsil etmektedir. Yapılan olumsuz tezahürata rağmen, duruşunu, vakarını bozmadan, konuşmasını sürdüren, herhangi bir polemiğe fırsat vermeyen, Ülgür başkanı da tebrik ediyoruz.

 AZICIK GÜLELİM Mİ?

Gülelim bari. Nasreddin Hoca, bir gün oduna gitmiş. Kestiği odunları eşeğine yükleyip eve getiren Hoca, yorgunluktan ve havanın sıcaklığından ter içinde kalmış. Odunları indirip, bir güzel yerleştiren Hoca, karısına seslenmiş: – Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver. Hoca’nın karısı da o gün hamur yoğurmuş, ateşi yakmış; bazlama pişiriyormuş: – Efendi, benim işim var, sen yemleyiver. İyice yorulduğu için, minderin üzerine yan gelip yatan Hoca, umursamaz bir tavırla cevap vermiş: – Olmaz, hiç halim yok, veremem, sen ver! “Eşeğin yemini sen vereceksin, ben vereceğim” derken iş kızışmış. Epeyce tartıştıktan sonra Hoca demiş ki: – Tamam öyleyse, aramızda bahse tutuşalım. Önce kim konuşursa; eşeğin yemini o versin, anlaştık mı? – Anlaştık. Hoca minderde yatarken, işini bitiren karısı da komşuya gitmiş. Bahse tutuştular ya; Hoca da bahsi kaybetmemek için bir şey diyememiş. Biraz sonra eve bir hırsız girmiş. Hırsızı gören Hoca, hiç sesini çıkarmamış ve sadece seyretmiş. Hocayı görünce, korkan hırsız, ondan hiç tepki gelmediğini anlayınca, kaçmaktan vazgeçmiş. Hocanın gözleri önünde evde ne bulduysa, bir çuvala dolduran hırsız, doldurduğu çuvalı sırtına alıp gitmiş. Epey zaman sonra eve gelen Hocanın karısı bir bakmış ki; eşyaların yerinde yeller esiyor. Evin halini gören kadın, telâşla bir çığlık attıktan sonra sormuş: – Efendi, bu ne hal? Hoca, yattığı yerden doğrulmuş ve sevinçle bağırmış: – Haydi bakalım hatun, bahsi kaybettin; eşeğin yemini sen vereceksin! Sağlıcakla kalınız.



, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.