Anasayfa / Yazarlar / ŞANSSIZ MIYIZ?

ŞANSSIZ MIYIZ?

ŞANSSIZ MIYIZ?

Yoksa sakar mıyız? Aslında bu günümüze şükürler olsun. Canımız sağ. Yürüyebiliyoruz. Yemek yiyebiliyoruz. Eşimiz dostumuz var. Daha ne olsun. En büyük zenginlik bizde. Bazı aksiliklerle karşılaşınca, yuh yani diyoruz. Sıkıntı bu. Bunlar da ölümcül, tedavi olmaz aksilikler değil. Hatta biraz derin düşününce, insana komik bile gelebilir! Şunu özellikle kabul etmemiz lazım ki, sakar biriyiz. Aynen. O kadar büyük sakarlıklarla karışlılaşıyoruz ki, anlatmak mümkün değil. Ellerimiz dolu. Eve geliyoruz. Bizim ev ikinci katta. Gerekli olmadığı zamanlarda kullanmıyoruz. Ne diyorduk. Ellerimiz dolu. Yükümüz var. Geldik asansörün başına. Hoppala, asansör 5. katta… Yahu bu,bir kere olsa, beş kere olsa,on kere olsa hadi neyse. Tesadüf diyeceğiz. Her zaman böyle. Zaten Apartman 6 kat. Demek 16 kat olsa biz geldiğimizde 16.katta olacak! Bazen geliyoruz. Yine ellerimiz dolu. Oh ne güzel, asansör zemin katta, demeye kalmıyor, hop yukardan çağırıyorlar. Düşünün Allah aşkına. Altıncı kata günde kaç kere çıkılır? Dört daire var. Olsa, olsa 8-10 kere çıkılıp, inilir. Günlük zaman dilimine vursanız iki üç saatte bir olur. Peki bu hep bize mi rast gelir? Evet. Aynen öyle. Bize rast geliyor.

 

  BİR DEĞİL Kİ!

Ankara’da merkez Valisi olarak çalışırken (Bakanlık Müşaviri), Eskişehir’de Dardanelspor maçı var. Onu izleyip Olay Gazetesine yazacağız. Müsabaka saat 13.30’da. Ankara Eskişehir arası, Tren ile tam 3 saat. Saat 8 deki trene bindik. Sonuçta 11 de Eskişehir’de olmamız gerekir değil mi? Olamadık? Niye derseniz, Trenin tekerleği patladı. Patlar mı? Diye sormayın. Biz olunca patlıyor işte. Eskişehir’e 80 km kala, raylar kırılmış. Evet. Kırılmış. Tren durdu. Herkes indi. Tabi ki biz de indik. Kondüktöre sorduk, “Ne oldu?”, “Raylar kırıldı. Ankara’dan gelip yapacaklar”, ”Kaç saat sürer?”; ”Beş altı saat.” Tabi ki biz bu durumda maça yetişemeyeceğiz. Baktık karşıdan bir yol geçiyor. Oraya doğru yürüdük. Bir de arkaya dönüp baktık ki, trendeki bütün insanlar bizim peşimizden geliyor. Ana yola çıktık. Gelen araçlara doluştuk. Doğru Eskişehir’e. Bir arkadaşımıza da telefon ettik. Gelip bizi garajdan aldı. Tam maç başlarken içeriye girebildik. Uzun yıllar, Türkiye Futbol Federasyonunda, profesyonel müsabakalarda Federasyon temsilcisi olarak görev yaptık. Yılda 20-25 km yol kat ediyorduk. Bir gün İzmir’den Altay müsabakasından dönüyorduk. Edremit’e varmadan otobüsün lastiği patladı.İndik yine aşağı.Başka bir otobüs gelip bizi alacak.O sırada,kucağında çocuğu olan bir hanım ablamız yanaşarak, “Benim zamanında Çanakkale’de olmam lazım… Çok önemli işlerim var.Ne talihsiz kadınım” deyince. “Hanımefendi, hanımefendi. Bütün kudümsüzlük bizde. Vallahi trenin tekerleğini bile patlattık” diyerek teselli verdik. Anlayacağınız bir sıkıntı var. Ama çözemiyoruz. Şimdi bazılarınızın, “Yahu bunlar da sıkıntı mı? Geçiniz efendim” dediklerini duyuyoruz. Haklılar tabi. Bizimkisi yarenlik etmek. Hepsi bu. Allah başka zeval vermesin.

 

  AZICIK UCUNDAN

Fıkralarımızın tiryakileri var. Bunlardan birisi de sevgili dostumuz. MHP il yönetimimizden Mehmet Sökmen kardeşimiz. Son iki yazımızı müstehcen bulmuş. Aslında, bu konuda yeteri kadar hassa davrandığımızı düşünüyorduk. Haklıdır. O kadar da değil ama biraz daha dikkat etmemiz gerektiğini söyledi. Doğru söze Haci emmi ne desin? Biz de kabul ettik. O zaman buyurun bu günkü gülmecelere… Londra New York seferini yapan yolcu uçağı Atlantik üzerinde uçarken, kaptan pilotun anonsu duyulmuş: – Sayın yolcularımız!.. Sağ pencerelerden bakarsanız; sağ motorumuzun yanmış ve çalışmaz hale geldiğini göreceksiniz. Sol pencereden bakarsanız; sol motorun arka bölümünün uçtuğunu göreceksiniz. Pencerenizden denize bakarsanız; tam altınızda sarı bir şişme bot ve içindeki üç kişiyi göreceksiniz. O kişilerden biri benim, biri yardımcı pilot, biri de sevgilim olan hostes. Size iyi yolculuklar ve bundan sonraki yaşamınızda mutluluklar dilerim. Bu bir bant kaydıdır, dinlediğiniz için teşekkürler!..**** Bir kapının önünde kırk tane deli kuyruğa girmiş, sırası gelen anahtar deliğinden içeri bakıyormuş. Akıl hastanesine yeni gelen doktor da merak etmiş “Ne var içeride?” diye. O da girmiş delilerle birlikte kuyruğa, sırası gelince bakmış anahtar deliğinden; hiçbir şey görememiş, çekilmiş kenara, delinin birine dert yanmış: – Yahu ben hiçbir şey göremedim! Doktora ters, ters bakan deli demiş ki: – Biz kırk yıldır bakıyoruz; hiçbir şey göremiyoruz, sen bir bakışla mı göreceksin? Sağlıcakla kalınız.

 

 

 

Hakkımızda Gündem

Bu Haber Çok Okundu

ZAM, ZAM, ZAM!

ZAM, ZAM, ZAM! Dolar, almış başını gidiyor. Bun gören fırsatçılar ise, iğneden ipliğe zam yapıyor. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.