Anasayfa / Yazarlar / KAVUN!

KAVUN!

KAVUN!

Kavun deyip geçmeyin. Ne çok kıymetlidir o. Bilemezsiniz. Herhalde Kavunu sevmeyeniniz yoktur. Hele… Akşamcıların bir numaralı tercihidir. Rakının kitabını yazan Aydın Boysan, Kavunun en favori meze olduğundan sitayişle bahseder. İçenlere afiyet olsun. Biz o işleri bırakalı çook uzun yıllar oldu. İçene de, “Niye içiyorsunuz” demek haddimiz değil.  “Leküm diniküm veliyedin. Herkesin dini kendine.” ‘Kavun nereden çıktı?’ diye merak ediyorsunuzdur. Haklısınız tabi ki. Bayram değil, seyran değil bu kavun meselesi nereden çıktı? Sadede gelelim. Elazığlı bir hemşerimiz, Ülküdaşımız, Çanakkale’ye yerleşen bacanağını ziyaret etmek için, Konya’dan yola düşer. İzmir, Ayvalık derken, Ezine’den Çanakkale’ye doğru devam eder. Yol üzerindeki tezgâhlarda Kavun satanların en sonuncusunda durup, Kavun almak ister. Bir iki laftan sonra, satıcı bizim Gakgoşa, “Elazığlı mısın?” diye sorar. Hoppala… Bizim arkadaş, şaşırır tabi ki. “Nereden anladın?” diye sorar. Adam anlatmaya başlar. “Bizim burada bir TİGEM Müdürü vardı. Gakgoş. Elazığlı. Şu anda Çanakkale’de yaşıyor. Sizin konuşmanız, aynen onun konuşmasına benziyor. Bu çevrede onu sevmeyen bir Allah’ın kulu yoktur. Babamızdır o bizim” diyerek, “Tanıyor musun?” der. Bizim arkadaş da, tanıdığını ifade edince, “Sizden bir ricam olacak. Ne olur, şu iki Kavunu alın. Ona götürün. ‘Akçeşme’den Ali Özcan’ın babası gönderdi’ dersiniz. Tanır”. Bizim arkadaş da, Kavunları alıp, gelip bizi bulur teslim eder. Bu kadar detaylı anlatmamızın ana sebebi, kendimizi övmek değil. Köylü kardeşimizin vefalı, duygulu davranışıdır. Sağ olsun. Çanakkale’deki Türkmen kardeşlerimiz, çok da vefalıdırlar. Dürüsttürler. Keza, diğer köylülerimiz, kentlilerimiz, bizi çok severler. Kavunları aldık. Çok mütehassis olduk. Şimdi, bu kavunları nasıl yiyeceğiz diye de, düşünmeye başladık. Bizim için o kadar değerli ki, bir çuval altından daha önemli. İşte ahde vefa budur. Bizler Çanakkale’de uzun yıllar bürokratlık yaptık. Halk ile iç içe olduk.Kendimizi yükseklerde görmedik. Çünkü, onların içinden birisiydik. Bu yüzden bizi benimsediler. Yapılan bu jest sonucunda, “Vefa”nın İstanbul’da bir semt olarak kalmadığın gördük. Sağ olasınız kardeşim. Allah razı olsun.

GÜLMECE

Temel, elini beline koymuş dalgın, dalgın yürüyormuş. Temel’in bu hali, Dursun’un dikkatini çekmiş. Temel belediye otobüsüne binmiş eli hâlâ belinde, otobüsten inmiş, yarım saat yürümüş, eli yine belinde. Onu izleyen Dursun, neredeyse meraktan çatlayacakmış, sonunda dayanamamış, koşup önüne geçmiş: – Ula sen deli misin? Temel, Dursun’un böyle bir soru sormasına bir anlam verememiş: – Yooo… – Ula hasta mısın? – Yooo… – Ula seni iki saattir takip ediyorum; elin belinde yürüyorsun. Temel eline bakmış ve şaşkın şaşkın söylenmiş: – Uy, vay anasını, karpuz düşmüş!..**** Bektaşî, evinde misafir olduğu için, karpuzcuya uğramış: – İyi karpuzun var mı? – Kurabiye gibi baba, güven bana! – Peki, öyleyse, bir tane ver bakalım. Karpuzcu birini seçip vermiş. Baba erenler, karpuzu alıp eve gitmiş. Bektaşî, yemekten sonra, konuklarının önünde karpuza gururla bıçağı vurmuş, ama o ne? İlk bıçak darbesinden sonra, etrafı bir koku sarmış. Karpuz ikiye ayrılınca, foş diye çürüyen içi masaya yayılmış, her taraf berbat olmuş. Misafirlerine karşı mahcup olan Bektaşî, sabahı zor etmiş ve soluğu karpuzcuda almış: -Karpuzcu, seni tebrik ederim.
Karpuzcu şaşırmış: – Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun? – Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasıl sıçtın? Doğrusu şaşıp kaldım. Seni onun için tebrik ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Hakkımızda Yusuf Eroğlu

Yusuf Eroğlu

Bu Haber Çok Okundu

Sen O’nun Kim Olduğunu Biliyor musun?

SEN O’NUN KİM OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUN? Geçtiğimiz hafta Ayvacık ilçesinden Çanakkale Devlet Hastanesi’nin aciline akşam …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.