Anasayfa / Yazarlar / BİRAZ İTİNA!

BİRAZ İTİNA!

                                      BİRAZ İTİNA!

Dinimiz, namaza giderken cemaatin rahatsız olacağı kokulardan sakınmamızı emreder. Amma ve lakin bizim din kardeşlerimiz, bunlara uymamak için yarış ederler. Bir önceki Cuma günü yanımızda yaşlı bir emmi vardı. Şunu da unutmadan belirtmeliyiz. Bizim yerimiz yaşlıların yeri. Ayaklarında sıkıntı olanların bölümü. Amca geldi yanımıza oturdu. Yahu, bir sarımsak kokuyor ki, nasıl anlatsak? Yerler de dolu. Yer değiştiremiyoruz. Kaçma şansımız yok. Burnumuzu kapattık. Başımızı öteye çevirdik. Nafile… Anlayacağınız o kokuyu çektik. Gelelim son Cumaya. Yaşlı bir amcamız geldi. Yer verdik. Tam yanımıza oturdu. Sanki Hacı yağının içine düşmüş. Hayatta bu hacı yağı kokusundan haz etmeyiz. Bir de ikram ederler. Ayağa kalkıp, cemaati gezip ellerine sürmelerini isterler. Sanki şeker dağıtıyorlar. Dağıtacaksanız, çikolata dağıtın. Lokum dağıtın. Bu esans denilen Hacı yağından, o kadar nefret eder tiksiniriz ki, nerede ise hacı amcaya konuyu söyleyecektik. Zor dayandık. Hani “Camiye giderken güzel kokular sürülmeli” meselesi var ya. Tamam da, kardeşim kolonya sürün. Gülsuyu sürün. Allah aşkına Hacı yağı sürmeyin. Ya da sürürseniz bile, hafifinden olsun. Cuma akşamı Sarımsak yemeyin. Cemaati düşünün.

 

                                             FIKRALAR

Bugün fıkralara biraz ağırlık verelim istedik. Biliyoruz ki, esas yazımızın kısa, fıkraların çok olmasını arzuluyorsunuz. Sizi kıracak değiliz. Buyurunuz. Kadının biri, arabasını servisine götürüp dert yanmış:

– Ne zaman arabama birini alsam; bir süre sonra feci bir koku başlıyor, ben yalnızken katiyen olmuyor. Arabayı dikkatle inceleyen tamirci kadına dönmüş:

-Tamam, birlikte şöyle bir tur atalım, görelim bakalım sebebi neymiş?
Tamirci, direksiyondaki kadının yanına oturur oturmaz; araba ok gibi fırlamış ve servisin karşısındaki “Girilmez” levhası bulunan yola dalmış. Kadın arabayı öyle hızlı kullanıyormuş ki; daracık yolda 120 km hıza ulaşmış, yandaki çöp bidonlarına çarparak, bir yayayı son anda sıyırmış, karşıdan gelen arabaların bir sağından bir solundan son anda geçerek ana caddeye fırlamış, sert bir dönüş yaparak durmuş. Direksiyonu bırakan kadın, tamirciye sormuş:

-Bakın, yine o iğrenç koku, nereden kaynaklandığını anlayabildiniz mi? Korkudan bembeyaz olan tamirci, titrek bir sesle cevap vermiş:

-Nasıl anlamam hanımefendi? Şu anda, kaynağın tam üzerinde oturuyorum!..****

Temel, bir gün tarlasından evine dönüyormuş. Karadeniz bölgesinin sarp arazisindeki patikada ilerlerken, Temel’in birden ayağı kaymış ve yüzlerce metre derinlikteki uçuruma yuvarlanmış, can havliyle, uçurumdaki bir ağacın dalına tutunmuş, aşağıya bir bakmış ki; metrelerce derinlik ve dibinde de sivri sivri kayalar. Korkudan ne yapacağını şaşıran Temel, belki bir duyan olur da kurtarmaya gelir diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış:

-İmdaaattt!.. Kimse yok mu? Kimse yok mu? Bir kaç kere daha bağırmış. Sonunda, ta yukarılardan, gökten bir ses duymuş: -Ey kulum Temel, düşüp ölsen ne var ki? Seni cennetime koyarım. Eğer emirlerimi yaptıysan, yasaklarımdan kaçındıysan, kul hakkı yemediysen; hiç korkma!..

Temel, kendi kendine düşünmüş; emirlerden hemen hemen hiçbirini yapmamış, yasakların neredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime’nin hakkını bile ödeyemez.

Başını kaldırıp, tekrar bağırmış:

-İmdaaattt!.. Başka kimse yok mu? Başka kimse yok mu? Sağlıcakla kalınız.

Hakkımızda Yusuf Eroğlu

Yusuf Eroğlu

Bu Haber Çok Okundu

VERMEYİNCE MABUT!

VERMEYİNCE MABUT! Her şey nasibe, kısmete bağlı. Kimse nasibinden fazlasına sahip olamaz. Ah etmek, vah …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.