Anasayfa / Yazarlar / NE VAR, NE YOK?

NE VAR, NE YOK?

Kısa bir Sılayı Rahm’dan sonra, Çanakkale’ye döndük. Öncelikle yazılarımıza ara verdiğimiz için, siz değerli okuyucularımızdan özür dileriz. “Elazığ’da ne var, ne yok?” diyeceksiniz. Gittiğimiz gün, Emniyet Müdürlüğüne bombalı saldırı olmuştu. Sıcağı sıcağına meydana gelen olayda, meydana gelen hasarı yerinde gördük. Sanki deprem olmuştu. Allah (C.C) bu hainleri kahhar ismi ile kahretsin. Devlet, bu terörist eylemde, zarar gören vatandaşların zararlarını karşılıyor. Yaralar sarılıyor. Yazımızın başlığı dikkatinizi çekmiştir. Bununla ilgili bir hikâye anlatarak ortamı yumuşatalım. Ne dersiniz? Efendim yeni çıkan bir bilgisayarın denemesi varmış. Fransız, İngiliz, Amerikalı ve Türk bilim adamları görevlendirilmiş. Önce Amerikalı içeri girmiş. Beş dakikada çıkmış. “Sorduğum bütün sorulara kısa zamanda cevap verdi. Başarılı” demiş. Fransız içeri girip yarım saat sonra çıkıp, başarılı demiş. İngiliz de aynı. Sıra bizim Türk Bilim adamına gelmiş. Bu da, Profesör Karadenizli Temel’miş. Odaya girmiş. Saatler geçmiş, bizimki hala çıkmamış. Dışarıdakiler 12 saat beklemişler. Merak edip içeri girmişler. Temel bilgisayarın başında oturmuş kıs kıs gülüyormuş. Bilgisayar ise, garip sesler çıkarıyormuş. Yani kafayı yemiş bir durumdaymış. Temel’e, “Ne sordunuz” demişler. Temel gayet keyifli bir şekilde cevap vermiş, “Ne var, ne yok? diye sordum. Onu araştırıyor.”

                           SELFİE ÇILGINLIĞI

                Hakikaten tam bir çılgınlık. Delilik. Hastalık. Yeni açılan köprüde, selfie çekme yüzünden çıkan kazayı biliyorsunuz. İnsanlar bu yüzden hayatlarını kaybettiler. Daha neler neler? Orman yangını çıkmış. Yanan kısımlarda adamlar selfie çekmişler. Yolda, izde, lokantada, olur olmaz yerlerde selfie çılgınlığı almış başını gidiyor. Peki, ne yapacağız? Yasaklayacak mıyız? Nasıl yasaklarsınız ki? Her ne kadar, “Eğitim” diyeceksiniz ama bunu yapanların çoğunluğu eğitimli. Yapılacak tek bir şey var. Yeni bir çılgınlık furyası başlayana kadar bekleyeceğiz. Başka bir delilik çıkarsa, bu selfie işini bırakacaklar. Neyse, Çanakkale’ye geldik. Otobüs maceralarımız başladı. Dakika bir, gol bir. Otobüsteyiz. Yolda bir amca bindi. Hırpani kılıklı. Saçı sakalına karışmış. Konyakçı gibi. Rahat 70’lik var. Gençlerden birisi kalkıp yer verdi. Beyefendi ise bu ikramı almayıp, 20 yaşlarında genç bir kıza vermek istedi. Israrla otur diyor. Kız da amca sen otur diyor. Biz de, “Oturun işte. Size yer veriyorlar. Onlar çocuk. Ayakta seyahat edebilirler”, dedik. Adam ya akşamdan kalmış ya da yeni kalkmış içki sofrasından, “Bayanlara öncelik tanımak lazım”, ”Yahu baba, aranızda 40 yaş fark var. Dur centilmenliği onlar göstersin” dedik. Hay demez olsaydık. ‘Ne? Bana yaşlı mı diyorsun?’ Yok dedik. Daha 35’liksin. Bir iki hırıltı, dırıltı derken indik. Yarabbi. Ne günah işledik ki, bu dallamaları bize musallat ediyorsun? Bizi nereden bulurlar? Yontulmamış odun resmen. Tabi ki kabahat bizde. Neyine gerek senin yahu. Bırak ne halleri varsa görsünler. Anlayacağınız, siz, siz olun. Bu gibi işlere bulaşmayın. Elin sarhoşu, ayyaşı, aymazı rast gelir. İşin içinden çıkamazsınız.

                                AZICIK UCUNDAN

                  Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunuyormuş. Birden yağmur bastırınca, bunlar da hemen yakındaki bir arazi evine sığınmışlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz evden ayrılmış. Bunlar ev sahibini beklerken, dikkatleri soba üzerinde toplanmış. Soba yerden 1 metre yukarda, altındaki dizili taşların üzerindeymiş. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair, kendi aralarında tartışmaya başlamışlar. Kimyacı: – Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış. Fizikçi: – Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş. Jeolog: – Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış. Matematikçi – Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış. Antropolog: – Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle, sobayı yukarıya kurmuş. Bu sırada ev sahibi gelmiş. Ona sobanın yukarda olmasının nedenini sormuşlar. Adam demiş ki: – Boru yetmedi!.. Sağlıcakla kalınız.

 

Hakkımızda Yusuf Eroğlu

Yusuf Eroğlu

Bu Haber Çok Okundu

VERMEYİNCE MABUT!

VERMEYİNCE MABUT! Her şey nasibe, kısmete bağlı. Kimse nasibinden fazlasına sahip olamaz. Ah etmek, vah …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.